BASIN TOPLANTISI - ETKİNLİK - KONFERANS
Basın Daveti Türkiye Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği 06 Şubat 2020, 09:30

Türkiye Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği (TKYD), 2019 yılında Emeklilik ve Yatırım Fonları performanslarını ve fonlara artan ilgiyi açıklıyor. 06 Şubat 2020...

Tüm Etkinlikleri Göster
BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 4,76 1,28 24.752.000.000,00
ALBRK 1,65 -6,25 2.227.500.000,00
GARAN 6,70 1,21 28.140.000.000,00
HALKB 4,36 -2,24 10.785.664.335,68
ICBCT 5,61 -2,26 4.824.600.000,00
ISCTR 4,84 1,04 21.779.854.800,00
SKBNK 1,10 -1,79 2.046.000.000,00
TSKB 1,29 -3,73 3.612.000.000,00
VAKBN 3,43 -0,29 13.396.285.140,56
YKBNK 2,08 0,48 17.569.866.670,72

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaAraştırmaYalıları uzaktan sevmek----

Yalıları uzaktan sevmek

Yalıları uzaktan sevmek
10 Şubat 2011 - 00:01 www.finansgundem.com

Son zamanlarda arka arkaya Boğaz'da satılık yalı haberleri yayınlanmaya başladı.

Fiyatları 3 milyon dolardan başlayıp 100 milyon avroya kadar çıkan 50 yalı olanca görkemleriyle gazete ve internet sayfalarında arzı endam ederek yeni sahiplerine müstesna saadetler vaat ediyordu.

 

Bunların bir kısmını hayal etmek zor değildi. Acaba evinin önünden balık tutmak, teknenle üç dakikada karşı yakaya geçmek, deniz kuşlarıyla ahbap olmak, neredeyse evin içinden geçen vapurların köpüğünde kaybolmak, her an değişen ışıkla yeniden çizilen eşşiz bir tablonun içinde olma duygusu için mi gözden çıkarılıyordu bu paralar? Yoksa 21'inci yüzyılın Türkiye'sinde başka anlamları da var mıydı yalı sahibi olmanın? Yalı pazarı nasıl işliyordu?

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen beş ayrı emlakçiyle görüştüğümde aslında satılık yalı sayısının 50 olmadığını, bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirttiler. Onlara göre Paşalimanı'nda 1, Kuzguncuk'da 4, Vaniköy'de 2, Anadolu Hisarı'nda 4, Kanlıca'da 2, körfezde 2 (Anadolu Hisarı ile Kanlıca arası), Çubuklu'da 1 adet satılık yalı var. Avrupa yakasında da Bebek'de 1, yeniköy'de 2 yalı satılık. Referandumdan bu yana Anadolu yakasında satılan yalı sayısı ise altı.

Gerçek anlamda yalı sahibi müşterisi olan az sayıda uzman emlakçi var. Bunlar da asla alıcı ve satıcı ismi telaffuz etmiyor. Yalı alma potansiyeli olan sabit bir 80-100 kişiden söz ediliyor. Bunlar sadece yalı değil, sürekli lüks mülk alımı yapan insanlar. 20 milyon doların üstündeki tarihi vasfı olan yalıların bilinen alıcısı sayısı 5'i geçmiyor. Bu kişilerle güvene dayalı uzun süreli ilişki kuruluyor. Hiçbir satıcının kendisini deşifre etmediğini, bu işlerin tamamen özel ilişkilerle, el altından yürütüldüğünü, yalı satışları için belirli bir mevsim olmadığını ve her ne hikmetse piyasanın birden aktive olup aynı anda beş altı yalının birden satıldığını belirten emlakçiler, yalı alım-satımını bir sosyal etkinliğe benzetiyorlar.

Yalıların fiks bir fiyatı yok. Alıcı ve satıcının durumuna göre değişiyor. Önce mantık sınırları ötesinde bir fiyat konuyor. 30 milyon dolara satılabilecek mülke 45 milyon avro istenerek piyasa alıştırılıyor. 3-5 yıl sonra fiyat 40 milyon avro olarak telaffuz edilince mülk ucuzlamış göründüğü için ilgi çekiyor. Tabii bu işler hep el altından 40'a razı oldu diye haber yollanarak yürüyor. Yalı, her halûkârda değerinden pahalıya satıyor. Esas olan yalının satılık diye alenen adının çıkmaması. Niyetler, hep aracılar kanalıyla öğreniliyor. Yılları bulan uzun süreli bir çaba bu.

YALI PİYASASI

Yunanca "yalos" kelimesinden gelen yalılara eskiden sahilhane denirdi. 2 bin yıldır oturma amaçlı kullanılan boğazda Asya tipi yalılar 17'inci yüzyılda görülmeye başlandı. Klasik Türk mimarisinin en şaşaalı dönemi olan 18.yy da sultanlar, vezirler, paşalar, ulema ve sefarethane mensuplarının yaşadığı bu evlere deryahane de denirdi. 19 yy.dan itibaren mimari detaylarda Avrupa esintileri taşımaya başladı. 20.yy başında, vergi borcu için yıktırılan, yangınlarla tamamen yok olup yerine kömür, kum, odun depoları yapılan, onarımlara rağmen zamanın tahribatından kurtulamayan, tarihi sınıf tenzilleriyle özgünlüğünü yitiren yüzlerce yalının bugün tam bir envanteri yok. 1919, 1929, 1937, 1950, 1989 yıllarında önlerinden yol geçiriliyor ve çoğunun deniz üzeri olma özelliği kayboluyor. Denize girmiş, direklerin üstüne konmuş, odaların altında kayıkhaneleri olan, deniz sesine doymayan, sofalarında ve odalarında havuz da olan o eski yalıları göremesem de günümüzde yalı alıcılarının önem verdiği noktaları sıralayabilirim:

  • Yalı bugün en üst statü sembolü. Sınıf atlayanların ekonomik durumlarının en inandırıcı göstergesi. Yalın varsa, önemli birisin.
  • Yalı, sahibi için adeta namus demek. Normal şartlarda satmıyor. Ait olduğu veya çıktığı o soysal lige kabul edilme ölçülerinden biri yalı olduğu için, onu satması ligden düşmüş olduğunun ilanıdır, hüzündür, yenilgidir. O yüzden gerçek sebep açıklanmaz. Çocukların büyüyüp evden uzaklaşması, evin artık büyük gelmesi veya sağlık sebepleri bahane edilir.
  • Bahçe ve rıhtım büyüklüğü, tavan yüksekliği, toplam kullanım alanı, mevkii, otoparkı alıcının kararını etkiliyor.
  • Restorasyon yapılmışsa tarihi dokusunun korunmuş olup olmadığına bakılıyor.
  • Birçok satıcı alıcının kimliğini önemsiyor. Eğer 3-4 kuşak o yalıda yaşamışsa, kendi gibi asil bir aile alsın, evin kadrini kıymetini bilsin istiyor. Bazı yeni zenginler satın almak için evi görmeye geldiklerinde manzaraya bile bakmadan direkt içeriyi inceleyince canları sıkılıyor. Boğazdaki renklerin değişimini an be an izlemekten zevk almaz göründükleri için mülklerini onlara satmıyorlar. Anadoluhisarı'nda oturup da karşı yakaya bakarken "Ben Fatih Sultan'ın gözdesiydim de acaba Rumelihisarı'nı benim için mi yaptırdı sultan" diye düşlere dalabilecek alıcılar var gönüllerinde.
  • Kendisinden sonra orada kimin yaşayacağı psikolojik açıdan olduğu kadar ticari itibarı bakımından da önemli. Eğer alıcı kriminal kesimdense onunla muhatap olmanın ileride kendisine sorun olacağını düşünür.
  • Büyük yalıların çoğu yatırım amacıyla alınıyor. Yalı alımından zarar eden olmuyor. Kazanç en az 1'e 5.
  • Bazı insanlar yalı sahibi olma hayalini daha çok seviyor. 20 yıldır alıcı kimliğiyle yalı gezdiği halde paraya kıyıp almayanlar var.
  • İstediği yalıyı buluncaya kadar yıllarca bekleyip sonunda muradına erenler de var.
  • Yalıların bir kısmı esas sahibi öldüğünde varisleri tarafından satılıyor. Bir kısmı da henüz sağken, evlatları kendisinden sonra miras kavgasına düşmesin diye satıp paylaştırıyor.
  • Parası olan her zengin yalı sahibi olmak istemiyor. 100 katı daha fazla para verebilecek olsa da "yalı sahibi" olarak kodlanmak istemeyen sanayiciler var. Buna mukabil adları ve servetinin kaynağı kamuoyunca fazla bilinmeyen bir kesim var ki yalı alımında daha cesur.
  • Pek çok alıcının kararını, komşu yalılarda kimlerin oturduğu belirliyor. Sırf falanca ünlü kişiye yakın olmak için o yalıyı isteyenler var. Yani bazı yalıların fiyatını başka yalılar belirliyor.
  • 11 Eylül'den sonra yalıların en sıkı takipçileri yabancılar, özellikle Türkiye'de iş yapan ya da yapmaya niyetlenen körfez sermayesi. Yalılarında verecekleri davetler, bu ülkedeki varlıklarını en prestijli şekilde haberdar etme yolu oluyor.
  • Şirket binalarının merkezini yalıya taşıma eğilimi var.
  • Bir çok yalı son yıllarda restoran ve otele dönüştürüldü. Bu trend devam ediyor. O nedenle alıcıların bir kısmı konut değil ticari amaçla yalı arıyor. Meraklısına rakı-balık-boğaz üçlemesi sunmak için...
  • Apartmana dönüştürülenler bir yana, sanıldığı kadar konforlu değil yalılar. Bir çoğunun oturma alanı 150 metrekareyi geçmiyor. Herşeye rağmen yalıyı tercih edenler, antika araba meraklılarına benzetilebilir. İstediği lüksü yaşayabileceği evlerin yanında çeşni olsun diye yalı alanlar var.
  • Yalı almak başlangıçta tatlı bir hayal. Cebine parasını koyup hangisini alayım diye gezdikten sonra hayalkırıklığı yaşayıp, "Ben burada yaşayamam" diyor. 100 kişiden 95'i yalı diye çıkıyor yola, köşke dönüyor. Özellikle muhafazakar kesim böyle. Korunaksız buluyorlar yalıyı. Bahçede rahat oturabilecekleri etrafı kapalı yerler istiyorlar.
  • Yalılar ortalama 35-40 yılda bir el değiştiriyor. Aşağı yukarı her jenerasyon değiştikçe evlerin yeni sahipleri oluyor. Üç kuşak hiç el değiştirmeden oturan aynı yalıda oturan aile sayısı az.
  • İstanbul dışından gelen yalı talepleri arasında Ankara, Bursa, Adana ve İzmir'li alıcılar öne çıkıyor.
  • Yalılar sadece oturma amaçlı değil, dizi çekimleri için de kiralanıyor. Bu sektörün kullandığı 12 yalı var. Dizilerde sergilenen ve gerçek yaşamı yansıtmayan görüntülerin yalılara merakı artırdığı düşünülüyor.
  • EN MAKBUL YALILAR NEREDE

  • Eski eser kabul edilen 366 adet yalı var. Kagir yalı sayısı 234. Birinci derece tarihi vasıflı 89 yalının 42'si Anadolu, 47'si Avrupa yakasında. Boğazda en çok yalı sahibi olan, 18 yalı ile Sabancılar. 2.sırada Yalçın ailesi, 3.sırada Kibar'lar ve Koç'lar. Bir asırdır el değiştirmemiş yalı iki tane. Biri Zeki Paşa yalısı (Baştimar), diğeri ruhtımı 125 metre ile en uzun yalı ünvanı olan Kıbrıslı yalısı.
  • Yalı pazarında en makbul yalılar Anadolu yakasında Kuzguncuk- Kanlıca arasında. Özellikle Vaniköy-Anadoluhisarı aralığındaki yalılar gözde. Avrupa yakasında 3 bölge önemli: Bebek, Baltalimanı ve Yeniköy.
  • Vaniköy-Çengelköy arasındaki yalıların pahalı olma nedenlerinden biri, o bölgede sosyal yaşamın olmaması. Önünden arabayla geçilir ama kimse bilmez orada oturanların yaşamını. Çünkü bir tane bile bakkal, manav yok o bölgede. Aynı şekilde Çengelköy'deki top sahasından Beylerbeyi'ndeki Boshporus Oteli'ne kadar olan kısım da bomboş. Buna mukabil Çengelköy, Kanlıca, Anadoluhisarı bölgesinde yalılarda yaşayanların, mahallenin esnafı ve halkla temas imkanları var.
  • Şu anda yalıların yüzde 20'si kiralık, yüzde 80'i satılık. 60'lı 70'li yıllarda emekliler boğazda oturur, akademisyenler bile yalıları yazlık olarak kiralarlardı. Kira bedelleri öyle yüksek ki bugün için imkansız. Kiralar apartmana dönüştürülen yalılarda bir daire için aylık 8-9 bin dolardan başlıyor. Tarihi vasfı olmayan bir yalıyı tümüyle kiralamanın asgari bedeli 15-20 bin dolar. Tarihi yalılarda bu rakamın alt sınırı 30 bin dolar.
  • Yalı sahipleri arasında sahne sanatları ve spor dünyasından çok az insan var. Bu kesim daha çok yatırım amaçlı başka mülk alımı yapıyorlar. FB'li Emre Belözoğlu, Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Gülşen Bubikoğlu, Serap Aksoy, Ahu Tuğbay, Ozan Doğulu yalıda oturan ünlüler.

AH NEREDE O ESKİ YALI YAŞAMI

Abdülhak Şinasi Hisar'a göre "eski Boğaziçi yalıları güya hendesî bir hesap neticesi değil de bir kalbin temayülleri, bir hevesin alakaları, bir vücudun hastalıkları, bir ömrün tesadüfleri ve bir nasibin tecellileriyle hasıl olmuş hissini veren... hep canlı mahluklar gibi görünürdü."

Günümüzde yalılara bakarken bu duyguları yaşayan kaç insan çıkar acaba? Birkaç yalıya girip sahipleriyle konuşma imkanı buldum. Hepsi ömürlerinin aşağı yukarı 45-50 yılını geçirdikleri bu nadide evlerde geçirdikleri eski günleri özlüyordu. Bana aktardıklarını şöyle özetleyebilirim:

  • Eskiden yalıların arası açıktı. Herkes akraba gibiydi. Yalı ile yolun karşı tarafı arasında sınıfsal uçurum yoktu. Mahalleden bir cenaze çıktığında çocuklar uyarılırdı sokakta oynarken gürültü yapıp acılı aileyi rahatsız etmemeleri için. Akşam yalıda film gösterisi varsa mahallenin tüm çocukları davet edilirdi.
  • Şimdi bitişik nizamda yalı sahipleri bile birbirine kapalı. Eskisi gibi yakın görüşülmüyor. Mahremiyet arayışı fazla şimdi. Duvarlar, sedlerle kapatılmış, izole yaşam isteniyor.
  • Yalının izole yaşamı bırakıp, alışveriş, spor, banka, kuaför gibi her türlü imkanı barındıran lüks sitelerde oturmayı tercih edenler de var. Bu kesim yalıda yaşarken çift taraflı güvenlikten emin olamıyor. Hem kara hem denizden hırsız ve uğursuzlara açık olan bir yaşam yerine site yaşamı daha güvenli geliyor onlara.
  • Eskiden Boğaz vapurları geçerken o yalının sahibini tanır, onu selamlamak için düdük çalardı. Kuşluk vakti ve akşamüstleri çay partisi yapılırdı. Sandallara binilir, ellerde beyaz şemsiyeler, sandalcı kürekleri çeker sizi istediğiniz yere götürürdü.
  • 1960'lı yıllarda tenhaydı yollar, karanlıktı. Denizyolu tercih edilirdi daha çok ulaşımda. Taş plaklardan opera dinlenir, bahçeden derlenen yasemin buketleri verilirdi misafirlere giderken. Sabahları balıkçı tekneleri yalınızın önünden geçerken seslenir, size taze balık getirirdi.
  • Kapınızın önünden denize girerdiniz. Akıntının yönünü çok iyi bildiğiniz için sürüklenmemek için kıyıya paralel değil, karşı yakaya doğru dikey yüzerdiniz. Artık pek çok yalının bahçesine küçük de olsa yüzme havuzu yapıldı. Yalıda yaşayıp denize girmeyen çok.
  • Sırf boğazda yalısı oldu desinler diye dünya para döküp haftanın iki günü ya gelen ya gelmeyen evin keyfini hizmetkarların çıkardığı evler var.
  • Eskiden mehtap seyri için kum takaları gelirdi yalıya. Önceden kumunu temizler, kilimler serer, yalılardan topladığı yolcuları Kanlıca'da mehtabın çıkışını, Fenerbahçe'de batışı seyretmeye götürürdü. Şimdi bu adet yok yalılarda. İnsanlar kendi yalılarında bile oturmuyor bugün doğru dürüst.
  • Vaniköy'de Sait Kılıçcı Yalısında 45 yıldır oturan Günsel Hanım'a göre, yalıda oturmanın zevki kalabalık olursanız çıkıyor, yoksa sıkılıyor insan. Yıllarca Amerika'da yaşayan öğretim üyesi kızı ise "Yalının en sevdiğim tarafı insanlardan uzak olması. İstanbul çok kalabalık. Boğazda doğru dürüst kaldırım yok. Sık sık yola inmek gerekiyor" diyor. Eskiden gece 12'de bile denize girdiklerini anlatan Günsel Hanım, "vapur geçerken kıyıya yakın durmayacaksın yoksa büyüyerek gelen dalgalar seni kıyıya çarpar. Ortada kalırsan çalkanırsın ama emniyette olursun" diye uyarıyor boğaz yüzücülerini.
  • 1967-1994'e kadar Kanlıca'da 350 metrekarelik yalıda oturan Ayşe Çiçek Boyacı'ya göre yalıda yaşamak eroin gibi insanda alışkanlık yapıyor. 2000'den sonra eski rafine yalı kültürü yok oldu. Viski-lahmacunla viski içen yeni bir sınıf yerleşti boğaza.
  •  
  • Eskiden boğaz asude bir yerdi. Şimdi denizde gürültü kirliliği var. Gezi tekneleri neredeyse evin içine girecekler, ellerinde megafon "şu gördüğünüz bilmem kimin yalısı" diye bangır bangır ilan ediyor. Aynı anda üç tekne geçtiğinde yalı sahipleri için tam bir felaket yaşanıyor.
  • Yalıların onarımında estetik kaygı katsayısı düşük şimdi. Sadece en-boy yükseklik olarak algılıyorlar birebir yapmayı. Zaten eski ustalar da yok. Oymalar, tavan işlemeleri, merdivenler, sütun başlıkları eskisi gibi yapılamıyor, yeni alıcılarda para var zevk yok. Orijinal haline bağlı olarak yapılan çok az bina kaldı. Çoğu yıkılıp betonarmeye çevrilip üstü ahşapla kaplanmış durumda. Yalı ayakta dursa da ruhsuz artık.
  • YALIDA YAŞAMAK ÇOK MASRAFLI

  • Yalıda yaşamak hiç kolay değil. Bir kere rutubete dayanacak kadar sağlıklı olmak gerekiyor. Cephe rüzgarı ve tuzlu suyun aşındırdığı ahşap ve paslanmaz yüzeylerin boyası, tavandan zemine, çatıdan bahçeye, kayıkhaneden kazan dairesine kadar bakımı en geç iki yılda bir yenilemek durumunda.
  • Bazıları rıhtımı fayansla kaplatmış. Suyun gücü zamanla fayansları patlatıyor. Bahçe suyunun gittiği kanalları midyeler kaplıyor. Denize inilen merdiven yosun bağlıyor. Çatıdaki olukları yapraklar dolduruyor. Bu da asgari 30 bin dolarlık masraf demek.
  • Tabii ilk alımda yapılması gereken masrafların haddi hesabı yok. Çoğu kez rıhtım düzenlemesi yapılmamış oluyor. Deniz evi sürekli yediği için herkes rıhtımı uzatıp evi geriye alarak korumaya alıyor. Yalının çöküp denize kaymaması için en az 2-3 milyar liralık bir harcama yapılması lazım. Abud efendi yalısı gibi pek çok yalının denize kayma tehlikesinden sözediliyor. 10 yalının beşinde bu sorun var deniyor.
  • 2007'ye kadar 2.derece tarihi eserlere restitüsyon projesi çıkarılıyordu. Artık binalar askıya alınıyor. Eskiye göre 3 kat maliyet çıkıyor.
  • Bir şekilde yalı sahibi olup da orada oturmayan, boş tutan, çürümeye terkedenler de var. Dışı hala çekici görünse de içleri dökülen yalılar bunlar.
  • Yalıda yaşamanın bir bedeli de tabii hizmetli çalıştırma zorunluluğu. Yalının büyüklüğüne, sahibinin sosyal statüsüne göre değişen sayılarda bahçevan, aşçı, vekilharç, temizlikçi, güvenlikçi çalıştırmak gerekiyor.

BİRİ MALINI, DİĞERİ PARASINI ALIYOR. BİZ İSE HAVAMIZI...

  • Yalı almak isteyenler, "sahibinden satılık yalı" tabelasını asla göremeyecekleri ve internet ortamındaki ilanlar gerçeği yansıtmadığı için, bu hayallerini gerçekleştirmek için ya iş dünyasında kulağı delik ahbapları olacak ya da gayrimenkul danışmanına başvurmak zorundalar.
  • 31 yılda 30 yalı satan Yüksel Ayıkcan'a göre, yalı arayan ya da satan kimselerin çalıştıkları gayrimenkul danışmanını çok dikkatli seçmeleri lazım. Yalı konusunda uzmanlık ve deneyim çok önemli. Satılık yalı ile ilgili çok detaylı bir araştırma yapmak, evrakların eksiksiz tamamlanması gerekiyor. Satılık bir yalı geldiğinde önce tapusuna bakar, eski eser olup olmadığını, Anıtlar Kurulu'nda kaydının bulunup bulunmadığını, yalının tamamının mı yoksa sadece tavanının mı tarihi eser vasfını taşıdığını öğrenmeye çalıştıklarını belirten Ayıkcan, alıcıya yalıların yapılırken herhangi bir kaçağı olup olmadığını, mühürlenip mühürlenmediğini, iskanı bulunup bulunmadığını net bir şekilde anlattıklarını söylüyor.
  • Bazı emlakçiler, satışına aracı oldukları yalının iç ve dıştan görünüşünü video kamera ile görüntülüyor ve geçmişi ile bugünkü durumunu bütün detaylarıyla raporlayarak muhtemel alıcılara gönderiyor.
  • Emlakçiler yalı satışlarından sanıldığı kadar para kazanmadıklarını, milyon dolarlık satışlarda bile kendilerine cüzi miktarlar ödendiğini, yalı satıcılarının asla yazılı anlaşma yapmadığını, yapanların da buna uymadığını söylüyorlar. "Biz onların hayallerini gerçekleştiriyoruz. Biri malını, diğeri parasını alıyor. Biz emlakçiler de havamızı alıyoruz" diyorlar. Ancak güvene dayalı ilişki zedelenmesin, ileride başka mülkler de satarız diye ısrarcı olmuyorlar.

 

 

Vaniköy sahil şeridinde soğuk havaya rağmen boğazın keyfini çıkaran balıkçılar, seyyar satıcılar ve diğer park sakinlerinin hemen ilerideki yalılar hakkında ne düşündüğünü de merak ettim. Yalıda yaşamayı isteyen de vardı, istemeyen de...

Okul servisi çalıştıran İsa Kırca, Hikmet Çatanak ile olta malzemeleri satan Ekrem Avcı'nın ortak kanaatleri şöyle: "Onlar bizim kadar özgür değil. Tel örgüler, yüksek duvarlar arkasında yaşıyorlar, güvenlik ihtiyaçları bizden daha fazla. Biz şu anki durumumuzdan fazlasını istemiyoruz. Bu da bizi huzurlu kılıyor. Oysa onlar hep daha fazlasını isteyerek sıkıntı çekiyorlar. Biz bir iş kurup iflas etsek sıfırdan başlayabiliriz, onların başına gelse böyle bir şey ya intihar ederler, ya yurtdışına kaçarlar. Yalıda çalışan hizmetlilere az para verildiğini duyuyoruz. Onlara 3 bin veriyorlarsa, köpeklerine on bin lira harcıyorlardır. "

Nuriye Akman-zaman

ETİKETLER :
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)