Önder Halisdemir halisdemirim@gmail.com Önder Halisdemir

Bankacılıkta tıkanan lavaboyu açmak

14 Nisan 2020, 14:22 ---

Önceki yazımda geleneksel bankaların iş modelinin iki alametifarikası olarak yaygın şube ağı ve tam hizmet bankacılığı olarak göstererek, yıllar içinde iyice verimsiz hale gelmiş iş modeline salgının attığı formattan sonra bu modelin iyice sürdürülemez hale geldiğini belirtmiştim. Neticede geçici olan salgının bahane olarak kullanılması zor ve nitelikli olarak yetişen bankacıların yaygın biçimde işten çıkarma ihtimallerine karşı önerilerimi netleştirmek istiyorum.  

Konu uzmanı olmayanlar için bir not geçeyim finansal sistemimiz güçlü, iyi regüle edilen, krizlere aşılı, sektör yöneticileri dünya standartlarının yükseğinde yetişmektedir. Banka yönetici ve sahipleri de hayal ettiğiniz gibi gözünü para hırsı bürümüş insanlar değil, emanet ettiğiniz paraya söz verdikleri getiriyi sağlamak için, titizlikle gece gündüz çalışan, sosyal sorumluluk bilinci yüksek insanlardır. Paranızın güvencesi ile ilgili sektörden kaynaklanan veya devletin sahiplenmediği hiçbir sorun bugüne kadar olmamıştır. Rahat olunuz. Bu tip tartışmalar sektörün daha etkin ve sürdürülebilir olması için konunun uzmanları tarafından dile getirilir. İyi zamanlarda bu tartışmaları yapmak ihtiyaç duyulduğunda zihinleri ve alet çantasını hazır tutar deyip parantezi kapayalım.

Bugün olası işten çıkarmaların gerçek sebeplerini tartışmaz ve önleyici öneriler sunmaz isek salgından sonra çok sayıda finans sektörü çalışanı gerekmediği halde, dijitalleşme, büyüme kaygıları, verimlilik gerekçe gösterilerek işsiz kalabilecektir. 2001’deki finansı içine alan krizin yarattığı büyük işten çıkarma dalgası nispeten kısa sürdü. Hemen arkasından dezenflasyonist sürecin başlaması, faiz oranlarının radikal biçimde düşmesi, finansa erişimin artarak müşteri bankacılığı denilen dönemi tetikledi ve bu da tekrar finans profesyonellerine duyulan ihtiyacı arttırarak işini kaybetmiş olanların tekrar sektöre kazanılmasını sağladı.  Ancak “nehirde aynı su ile iki defa yıkanmaz”  sözü gibi koşullar değiştiği için bu defa filmin devamı farklı ve muhtemelen şimdi çalışan jenerasyon işini kaybederse bankacılığa geri dönemeyecek. O halde yeni bir opsiyon yaratmalıyız. Dünün işine devam edebilmiş çömezleri bugünün sektör yöneticileri bugünkü çömezlere ve ülkemize bunu borçludur. Bu romantik değil rasyonel bir istek gelin tartışalım.  

Konsalidasyon yoluyla sağlanan verimlilik fayda sağlamıyor

2001 döneminde sektör konsalide oldu. Birçok banka kamu eliyle “kalan bankalar” altında mükerrer elemanlar işten çıkarılarak ve şubeleri kapatılarak birleştirildi. Birleştirilmeyen ve kapanan bankaların müşteri ve şube portföylerini kalan bankalar aldı. 79 bankadan 48 adede düşüldü. Bu sayı 1960 Türkiye’sinde bile 50’nin üzerindeydi.  Sistemde kalabilen bankalar konsalidasyon sayesinde artan müşteri sayısı ve dezenflasyonist sürecin getirdiği kar  penceresi ile karlarını arttırdı ve bu oligopolistik imkana yabancı alıcıların yoğun ilgi duymasıyla birçok banka çok karlı biçimde el değiştirdi. Bu el değiştirmeden ülke geniş biçimde faydalanamadı zira yeni sermaye girmediğinden ve yalnızca mevcut sermaye el değiştirdiğinden dolayı bu alışverişten bankalarını satanlar ve bu bankaları alanlar fayda sağladı. Sektör de büyük ölçüde yabancılaştı. Sonra da bu yabancılar birbirlerine satar hale geldi yine ülke faydalanamadı. 2001 sürecinde yaklaşık 40 bin bankacı işsiz kalmıştı. Peki filmi ileri saralım ve salgın öncesine gelelim.

Demek ki konsalidasyonun yarattığı verim ülke ekonomisi açısından gerçekleşmemiştir. O şartlar altında yanlış karardı demiyorum gücenilmesin. Birçok başka faktör ve belirsizlikler vardı. Sektörün sıhhati için birçok faydalı düzenleme o dönem yapıldı ve bugün dahi süren sıhhatin kökeni standartların yükseltilmesiydi. Ancak yaşananlardan da dersler çıkarmak zorundayız ve yine bankacılar işini kaybederse “nasılsa işler düzeldiğinde yeniden iş bulurlar” rahatında bugün artık düşünemeyiz. Son tahlilde konsalidasyon sonucu banka sayısı azalışları aslında yalnızca kalan oyunculara yarar ve değerini arttırır. Ülkeye ve ticari yaşama katkısı olmaz. Çok sayıda işsiz yaratır. Zaten gelişmiş ülkelerin 2008’deki uygulamaları bize tavsiye edilenden farklı olmadı mı? Demek ki başka bir yol daha var.

Rekabet yoluyla sağlanacak verimlilik

Gelişmiş ülkelerde bizim gibi 50 tane değil her birinde faaliyette olan binlerce bankaları var. Binlerce banka sayısı sadece ekonomilerinin büyüklüğünden ileri gelmez. Zira ekonomileri bizden binlerce kat değil onlarca kat büyüktür. Düşük sermaye ile yeni girişlere izin verir hatta özendirirler. Bu kapitalist sistemin iyi işlemesi için gereklidir. Verimi yaratan şey iyi işleyen bir rekabet sistemidir. Çok büyüyen şirketleri oldu mu rekabet hukuku kanalıyla bölmeye çalışır ve biraz da zorla halka açmaya yönlendirirler. Normal dönemlerde batmalarına, el değiştirmelerine izin verirler yani doğanın yaptığı gibi doğal seleksiyonun gerçekleşmesine imkan sağlarlar. Kapitalist sistemin yüzyıllarca vazgeçilmez kılan ve modifiye olarak yoluna devam ettiren de bu olmuştur. Bakın bu dediklerimle uyumlu şekilde 2008 krizinden sonra sorunlu bankalarını batırmadılar veya konsolide etmediler. Aksine kurtardılar ancak bir daha batmasına izin verilemeyecek kadar büyük bankalar oluşmasını engellemek için sistemlerini yeni girişler için daha da liberal hale getirdiler. Aslında çelişkili davranmadılar kurumların kendi kabahatlerinden dolayı batmalarına müsaade ama orman yangını varsa yani sistem krizi varsa kurtarma.

Verimsizliği yaratan eksik/aksak rekabet sonucu finansın tekelleşmesidir

“İnsanı öldüren açlık değil alıştığı tokluktur” sözü ne kadar doğru ve zamansızdır. Eksik rekabetin yarattığı yüksek karların halının altına süpürdüğü verimsizlikler bugünkü şikayet edilen durumu yaratmıştır. Son 20 yılda sektöre yeni girişlerin, yabancıların el değiştirmesi dışında görülmemesi (odea bank dışında) yüksek sermaye bariyerlerinden kaynaklanan bir sonuçtur. Bu durum challenger bankaların ortaya çıkmasını engellemiş, yerli sermayeyi aşırı düzenlemelerin etkisiyle caydırmış ve eksik rekabet koşulları yaratmıştır. Eksik rekabet koşullarının teyidini bankaların işlem ücretlerinin regülatörce sıklıkla sınırlanması ve tavanlar ilan edilmesine lüzum duyulmasından da görebiliyoruz.

Gelişmiş ülkeler 2008’den sonra PSD, açık bankacılık ve hepsinin felsefesini oluşturan financial inclusion act tipi düzenlemelerin işaret ettiği finansa daha yaygın erişimdir. Tüm bunlar finansal tekelleşmeyi önlemek finansa ihtiyaç duyan her kesimin rahatlıkla finansa erişimini sağlamak ve sürdürülebilir kılmak içindir.

Sisteme yeni girişlerin önünde ne engel varsa kaldırılmalı ve bir teşvik programı geliştirilmeli

Yerli ve yeni sermayenin bankacılığa girişlerinin önündeki bariyerler düşürülmelidir. Yalnızca sermaye sınırlamalarından değil aşırı sorumluluk maddelerini de kastediyorum. İyi ve oturmuş bir regülatörümüz var artık ancak geçici aşırı sorumluluk maddelerinin kalıcı olmuştur bunlar kaldırılmalıdır. Bunlar da yetmez oyuncu sayısı çok düşük kalmış olup bu sayıyı arttırmak için bu alana girişler teşviklerle desteklenmelidir. Bugün ülkemizin gururu Akbank, Adana’da pamuk üreticilerine finansman sağlamak için kurulmuş tek şubeli bir bankaydı. Keza artık yabancı bir bankaya ait olsa da hala gururumuz olan Garanti Bankası Ankara’da 1946 yılında 103 ortakla kurulmuş yine tek şubeli bir  bankaydı. Bunun gibi onlarca büyük geleneksel bankamızın hikayesi benzerdir. O zaman olan niye bu zaman olmasın? Üstelik kamudaki düzenleyici otoritelerimizin yetişmiş personeli ve imkanları her zamankinden geniştir. Ülkemizdeki bankacılık personeli zaten çok iyi yetişmiş, dünya ile entegrasyon sağlamış ve yarışacak düzeyde niteliklidir. Gelin sektöre yeni girişlerin önü açılarak özendirilsin ve binlerce yetişmiş personel boşa çıkmasın.

Geleneksel bankaların her biri isterse en az 4’e bölünebilir

Sisteme yeni girişlere yerli sermaye haklı olarak ürkek davranırsa ve henüz  bu yönde bir talep yoksa talep oluşana kadar mevcut bankaların bölünmesini özendirmek ve mevcut değil yeni oyuncuların ilgisine açmak suretiyle rekabeti ateşlemek en rasyonel yoldur. Müşteri segmentlerine, ekosistemlere, enstrümanlara, piyasalara göre başka ihtisas alanlarına göre isteyen 10’a bile bölebilir. Bizde bölünme eksik muhakeme yapanlarca yanlış anlaşılıyor. İsteğe bağlı ve teşvik edilerek bölünerek çoğalmayı, etkinleşmeyi ve bölünen parçaların doğal sınırlarına kadar tekrar büyümesini kastediyorum. Büyüklük de güçlülükle eş anlamlı kullanılıyor bu da yanlış. Neyse.

Şirket bölünmeleri zaten ticaret hukukunda yeri olan bir konudur. Kısmi bölünme veya gerekirse tam bölünme özendirilerek mevcut bankalardaki yoğunlaşma dağıtılır ve böylece istenen rekabet ortamı sağlanır. Yeni giriş yapmayı düşünenler içinde  bir yok la değil bir varla başlanacağından dolayı sektöre giriş özendirilmiş olur. Gerekliliği bir kez daha görülen kamu bankaları bu bölünmenin istenirse dışında tutularak artan ağırlık ve yükleri zaman içinde azalarak sistemin gerektiğinde devreye girecek düzenleyicileri olarak sınırlı tutulurlar.

Her bölünen parça doğal sınırına kadar büyüme isteyeceğinden dolayı rekabet artar bu rekabetten  millet, şirket ve devlet kazançlı çıkar. Bunların bir kısmına Türkiye sınırları dar gelir bölgeselleşir. Hali hazırda çalışanlar işinden olmadığı gibi binlerce yeni istihdam sağlanır.

Yıllardır orta ölçekte olup büyük geleneksel bankaların yaptığını yaparak rekabet etmeye çalışan bu sebeple karsızlığa boğulmuş, ürkekleşmiş bankalara da sormak isterim. Şimdi değilse ne zaman? Her dönem bir bahane olur mu? Suya girmenin sıkı bir rekabete başlamanın tam zamanı. Teknoloji vs bunlar artık açıklayıcı değişken değil rahat olun. Büyük bankaların açıkladığı şu kadar yüzmilyon dolarlık teknolojiye yatırım yaptık açıklamalarına bakmayın. Bakacağınız  birkaç milyon dolarlık fintekler dünyada ve Türkiye’de neleri başardığıdır. Sizin lisansınız ve sermayeniz hepsine izin veriyor, iş modelinizi farklılaştırın, ormanda hangi hayvan olacaksanız belirleyin, herkesin fil olmasına gerek yok kuş da lazım böcek de. Herkese yer var.

Sonuç

Bu önerileri uzaktan gazel okuyan biri, teoride takılı kalmış bir akademisyen, bir gazeteci veya düşüncesi olan herhangi biri olarak yazmıyorum. Sektöre 1995 yılında adımını sıfırdan atarak basamakları hızlı ancak atlamadan tırmanmış, çalışırken yüksek lisansını sermaye piyasaları, doktorasını bankacılık dalında tamamlamış, sektörde de bir konumu işgal eden değil, bulunduğu yerin hakkını verme gayesiyle onlarca ezber bozan ve yaşayan işe imza atmış, yaklaşık 10 yıl CEO’luk yapmış, ülkesini ve meslektaşlarını seven biri olarak bir şeyler anlatmaya çalışıyorum.

2001 dönemini yaşamış dünün çömezi biri olarak sektörde çalışan 200 bin insan arasından binlerce insanın işinden olmasına gerek olmadığını aksine sektörün kullanmadığı büyüme ve etkinlik yönünde çok alan olduğunu gören biri olarak bu önerileri kaleme alıyorum. Bu önerilerin hiçbiri mevcut oyunculara zarar vermez aksine sektörde sürdürülebilebilir şekilde var olmaları için de yararlıdır.

ETİKETLER :
YORUMLAR (14)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
  • Seyfettin Esen20 Nisan 2020 01:33

    Yaşanan krizlerden banka çalışanları ne yazık ki yeterince bir ders çıkartamamıştır. Eğitimli ve donanımlı banka çalışanları kendilerini ne ünvan da olursa olsun bir çalışan olarak görmeli ve örgütlülüğe inanmalıdır.

  • Mehmet Çetinel19 Nisan 2020 21:52

    Yazılarınızı ilgiyle bekliyorum, kaleminize sağlık üstad

  • Vatan sever 15 Nisan 2020 20:38

    Kardeş sen ne anlatıyorsun para yatırıp para çekeceğinde ne yapacaksın senin bu yazdıklarını bankaların yöneticileri fazlasıyla düşünmüştür sadece kendimi çok akıllı sanıyorsun

  • Ali15 Nisan 2020 18:02

    Beyfendinin omru kadar bankacilik yapmis insanlar var.Duayen bankaci biraz ayip olmuyormu ? Teknolojiyi tuketici aliskanliklarini takip edebilen herkes duayen mi oluyor ?Komiksiniz.

  • Övgü güven15 Nisan 2020 17:17

    Kısaca şubeli bankacılık bitmiştir. Daha az kişiyle daha ucuz işgücüyle yapılacak bir sektör olacaktır.

  • 1996 MT 15 Nisan 2020 15:18

    Dijitalleşme ve uzaktan çalışma koşullarının dayatmasıyla birlikte daha az ve daha az maliyetli - call center- türü yapılanmalarla birlikte bankacılık yapı değiştirecektir. 2000 li yıllarda nitelikli insanların sektörü olan bankacılıkta önümüzdeki dönemde daha ucuz işgücünün çalışacağı aşikardır. Çalışanlar için yeni cazibe merkezi olacak sektörler finans dışında olacaktır.

  • Sinan ARI15 Nisan 2020 11:38

    Yaşadığımız krizin neticesinde reel sektörde oluşacak iflâsların 2001'deki gibi bazı bankaların bilançolarına çok ağır darbe vuracağını düşünüyorum. Sonuç olarak bankacılık sektörü yeni bir yapılanma içerisine girebilir. Kamu otoritesinin, sektöre girişleri özendirecek, küçük ölçekli bankaları teşvik edecek ve büyük oyunculara karşı da koruyacak bazı düzenlemelere gitmesinin yerinde olacağını düşünüyorum.

  • Emine Aydemir15 Nisan 2020 10:00

    bence çok doğru tespitler..

  • Çok uzunnn15 Nisan 2020 09:55

    Yazının çok uzun olduğu ve sonuç ile çok örtüşmediğini düşünüyorum.  Bankacılık yüksek sermaye birikimi, yüksek güven ve tabiiki artık yüksek teknolojiyi kullanmanın zorunlu olduğu bir sektör. Türkiye büyük bankaların bölünmesi rekabet arttırıcı bir unsur değil tam tersi başta çalışanlar ve reel ekonomi olmak üzere olumlu yansımayacağı görüşündeyim. (işten çıkarma maliyet yükselmeleri en başında gelen) Türkiye de banka sayısının artması reel ekonominin desteklenmesi ve bankaların istihdam artışında olumlu olacaktır. Rekabet güzeldir adil olduğu sürece. 

  • Tirt14 Nisan 2020 22:22

    Kısmen doğru, büyük oranda ütopik, iyimser buldum.

  • İlknur Günbay14 Nisan 2020 16:05

    Şubesiz bankacılık için de bankacılık lisansı verilmesinin zamanı gelmedi mi artık Önder Bey sizce?Saygılar

  • GÜRBÜZ 14 Nisan 2020 15:27

    Önder bey sizi akbank"ta kredilerde olduğunuz dönemden hatırlıyorum, banka içinde çok güzel sistemsel pratik değişiklikler yapmıştınız, yazı için tebrik ederim, sektör çalışanlarının kaygılarımı ve çözüm yolunu gayet güzel anlatmışsınız, teşekkürker ,.

  • Cem Seyfi 14 Nisan 2020 15:19

    Üstat yine kitabın ortasından yazmışsınız. Yeni giriş yapmak isteyenleri özendirmek için bölmek isteyenlerin portföyleriyle başlatmak çok sıkı bir öneri destekliyorum.

  • dursun14 Nisan 2020 14:53

    Peki bölünrn bankaları kim alacak? Öyle ezbere olmuyor bu işler...kaldı ki eskisi gibi canlı piyasa koşulları yok, yani yabancılardan da bize gelecek döviz de yok dolayısıyla koşulları fazlaca iyi göstermek vahameti ileri de daha kötü krizleri getirebilir...böyle çözüm.olmaz...

BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
BASIN TOPLANTISI - ETKİNLİK - KONFERANS
Basın Daveti Türkiye Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği 06 Şubat 2020, 09:30

Türkiye Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği (TKYD), 2019 yılında Emeklilik ve Yatırım Fonları performanslarını ve fonlara artan ilgiyi açıklıyor. 06 Şubat 2020...

Tüm Etkinlikleri Göster