BASIN TOPLANTISI - ETKİNLİK - KONFERANS
Etkinlik Blockchain Türkiye Platformu 24 Ekim 2019, 09:00 E-Spor Arena, Maslak 42

BCTR 1. Yıl Dönümü Etkinliğinde tüm çalışmalarımızın detaylarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.Toplantıya T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan (onay beklenmektedir)...

Tüm Etkinlikleri Göster
BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 6,75 2,27 35.100.000.000,00
ALBRK 1,22 3,39 1.098.000.000,00
GARAN 8,61 3,11 36.162.000.000,00
HALKB 5,40 2,08 6.750.000.000,00
ICBCT 3,88 2,92 3.336.800.000,00
ISCTR 5,70 1,79 25.649.829.000,00
SKBNK 0,94 2,17 1.088.520.000,00
TSKB 0,86 2,38 2.408.000.000,00
VAKBN 4,24 2,66 10.600.000.000,00
YKBNK 2,18 3,81 18.414.571.799,12

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana Sayfaİlginç Bankacı Hikayeleri'İnsanın bir yanı her zaman çocuk kalmalı’----

'İnsanın bir yanı her zaman çocuk kalmalı’

'İnsanın bir yanı her zaman çocuk kalmalı’
12 Kasım 2009 - 16:52 www.finansgundem.com

HDI Sigorta Genel Müdürü Enis Talaşman… Kendisi de içindeki maceracı çocuğu hala yaşatıyor. Çocukluğunda hiçbir şey olmak istemese de, gençliğinde gezgin olmayı hayal etse de, hayatın akışı onu sigorta sektörüne sürüklemişâ€¦ Yaklaşık 18 yıldır sektörde. Enis Talaşman, Boğaziçi’ne bakan bir...

Kısaca kendinizden söz eder misiniz? Nasıl bir çocukluk ve gençlik yaşadınız? İzmir Ödemişliyim. Ödemiş’in yerel bir ailesine mensubum. Anne tarafım Yunanistan göçmeni baba tarafım yerli, böyle bir kültür mozaiğinin içinde geniş bir ailede yetiştim. Biz büyük bir aileyiz ve ben ailenin büyük oğluyum. Maceracı bir çocuktum. Benim Ödemiş’te ilk dışarı açılmam kaybolmamla oldu. Devamlı sokakları keşfeden kaybolan bir çocuktum. Bir anımı paylaşmak istiyorum. Bir bayram arifesi bir arkadaşımla beraber şehir dışında yer alan dedesinin çiftliğine gittik. Tabii ki iki çocuk kaybolduk, gece oldu bir türlü yolu bulamıyoruz. Bizi bir çoban buldu ve eve götürdü. Eve gittim. Ertesi gün bayramdı; kuzinede bayram için hazırlanan tatlılar, börekler pişiyordu. Çok acıkmıştım; gece on bir olmuş. Tabii ben o yemeklerden önce annemden dayak yedim. KAPININ ÖNÜNE KONULUNCA… Sonra okula başladım. Ama beni okula bir türlü gönderemiyorlar. Birinci derse giriyorum, fakat ikinci derste kaçıyorum. Annem bu durumu bir türlü düzeltemedi. En sonunda beni bir gün çırılçıplak soydu ve bahçeli evimizin kapısının önüne koydu. Annem “Okula gitmeyen bir çocuk istemiyorum” dedi. O fotoğrafım hiç gözümün önünden gitmiyor. “Anne aç lütfen okula gideceğim” diyerek kapıyı yumruklamalarım… Bu olaydan sonra okula başladım. Ortaokul ve lise Ödemiş’te geçti ve inanılmaz keyifliydi. Hiçbir zaman çalışkan bir öğrenci olmadım. Hiç hedefim olmadı. HAYATLA İLK HESAPLAŞMA Üniversiteye girme döneminde; bende hep uzaklara gitme, kaçma isteği vardı. İzmir’i çok sevmeme rağmen İzmir’de kalmak istemedim. Aileden uzak olmak istedim. Ankara dönemim başladı. Üniversite hayatım boyunca hep çalıştım. İzmir’de bir yeminli mali müşavirlik firmasının Ankara’daki işlerini yapıyordum. Şirket kuruluşları, marka tescilleri gibi. Hem okuyup hem çalışıyordum. Siyasi kimliğim vardı. O dönem içinde Türkiye’de yaşayıp siyasi kimliğinin olmaması mümkün değildi. Ama hiçbir zaman militarist bir anlayış içine girmedim. Daha ziyade entelektüel düzeyde bir siyasi kimliğe sahiptim. Eşim benden önce mezun oldu. Eşim Gazi Üniversitesi İngilizce’yi bitirdi ve öğretmen olarak göreve başladı. Benim de kaderim çizildi ve mecburen ben de Ankara’da çalışmak zorunda kaldım. Kısa bir süre kamuda Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü’nde uzmanlık yaptım. Askerden yeni gelmiştim ve kızım yeni doğmuştu. Kayınpederimin evinde kalıyoruz, kendi evimiz ve paramız yok; böyle bir dönemdi. Çalıştığım kurumda kimse işe gitmiyordu. Herkes ay sonu gelip maaşını alıyordu. Kendimle bir hesaplaşmaya girdim. “Bu hayat hep böyle mi gidecek? Maaşını alıyorsun fakat yapılacak hiçbir şey yok.” Gözümü kararttım ve istifa ettim. Aslında o dönemin koşullarına göre iyi bir işim vardı. Uzman kadrosunda iyi ücret alıyordum. Bir, iki ay işsiz kaldım. Kızım yeni doğmuş, işsizim ve kayınpederimin evinde oturuyoruz. O dönemle ilgili Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” romanını hatırlıyorum. Orada caddenin kenarında bir adam, içi boşalmış kendini yapayalnız hissediyordu. Bu beni etkilemişti. Hemen harekete geçtim. İşsizlik dönemim kısa sürdü. Meşrubat sektörüne girdim. Yeni kurulan bir bölge müdürlüğünde pazarlamacı olarak işe başladım. Tam bir başarı öyküsü oldu. O kadar çok satış yapıyorduk ki, bize artık mal yetiştiremediklerinden, “Ankara’da bir fabrika bulun ve üretim yapalım” dediler. Kırıkkale’de bir fabrika bulup, üretime başladık. Bu nedenle Ankara’dan Kırıkkale’ye gidip gelmeye başladım. Sabah saat altıda çıkıp gece on birde eve dönüyordum. Bu arada kızım iki yaşına girdi ve bu yoğunlukta onunla hiç vakit geçiremez oldum. Ama işimi de seviyordum. SİGORTACILIKLA TANIŞMA Sonuçta eşim bu durumdan rahatsız oldu ve bana iş değiştirmem gerektiğini söyledi. Benim için Ray Sigorta’dan bir randevu almış. Eşimim zorlamasıyla Ray Sigorta’nın kapısından girdim. “Sigorta nedir, nasıl sigortacı olunur?” Bu konularda hiçbir fikrim yoktu. Ray Sigorta bana ne iş yaparsın, dedi. Ben de “Daha önce çalıştığım yerde bayiler vardı ki; sizde bunun adı acenteler olarak geçiyor. Ben acentelerde çalışırım. Fakat bir şartım var; beni her departmanda çalıştıracaksınız. Bilgisiz bir şekilde acente karşısına çıkamam” dedim. Kaza, hasar, nakliyat, yangın ve reasürans gibi bütün departamanlarda oryantasyondan geçtim. O dönemin sigortacılığı çok farklıydı. ‘HASARDAN KORKMAMAYI ÖĞRENDİM’ Ray Sigorta bana çok şey kattı. Türkiye’nin ikinci büyük şirketiydi. Büyüklüğü ve derinliği vardı. Mesela orada hasardan korkmamayı öğrendim. Ray’da öğrendiğim en önemli şey budur. Daha sonra Ray’dan ayrıldım. Ayrılmamın tek sebebi de öğreneceğim bir şeyin kalmamasıydı. Rahmetli genel müdür Zeki Akın önümü açmak için çok çalışıyordu. Genç yaşta kazayı bana bırakmak istiyordu. İlk serbest tarifeye geçiş döneminde, daha bilgisayarın olmadığı bir dönemde, el yordamıyla tarife yapmaya başladık. Ama artık o yapının içinde kendime bir gelecek görmüyordum. O dönem İmtaş’ın yüzde yüzü Fransızlara aitti. Dergilere bakarken İmtaş’ın nasıl bir şirket olduğunu inceledim ve artık Ray Sigorta’da farklı şeyler öğrenemeyecektim. Yeni şeyler öğrenmek için Ankara’da İmtaş Sigorta’ya müdür yardımcısı olarak geçtim. Bir yıl sürdü ve İmtaş Sigorta inanılmaz bir politika değişikliğine gitti. Birdenbire politikayı değiştirip ciddi bir biçimde frene bastılar. O dönemde iki seçenek vardı. AGF Garanti ve İsviçre Sigorta. İkisinden birisinin bölge müdürü olacaktım. Sektörde olmama rağmen İsviçre Sigorta’yı hiç tanımıyordum. İstanbul’da Okan Balcı ile tanıştım ve çok etkilendim. Ama bir yandan da korkuyordum. İlk defa bölge müdürü olacaktım… Acente yok, personel yok, bölge yok. Daha sonra mahçup olurum korkusu ile işi kabul etmedim. Sonra Okan Bey beni tekrar çağırdı, ona yaparım dedim fakat sonra yine vazgeçtim. Ardından Okan Bey bir haber gönderip, korkmayıp başlamamı beklediğini söylemiş. Ankara’da İsviçre Sigorta Bölge Müdürü olarak 1992 yılında İsviçre Sigorta maceram başladı. ‘HAYALİMDEKİ BİNAYI YAPTIM’ 1994 yılında krizin olduğu gün bölge müdürlüğü için Kocatepe’de dört daireyi birleştirip satın almasını yapıyordum. Hızla büyüyorduk. Üç-dört yıl içinde o binayada sığamadık o dönem bir bölge müdürlüğünün kendi binası olması hayal ötesi birşeydi. Okan Bey’i ikna ederek bir arsa satın aldık. Sonrasında hayalim olan içinde kafe, bar, toplantı salonu olan yedi katlı binayı yapmak için ihale ettik. Daha sonra müteahhait firma ile birtakım problemler çıktı. Okan Bey’e bu inşaatı yüzde otuz, kırk daha düşük maliyetle bizim yapabileceğimizi söyledim. Bu inşaatı bir yıl içinde düşük maliyetle bitirdik. İyi bir bölge müdürlüğü oldu. Fakat hiç oturamadan 2000 yılında Murat Balcı’dan aldığım bir telefonla İstanbul’a gitmeye karar verdim. Bu kararı eşime ve kızıma sormadan aldım. 2000 yılında İstanbul’a geldik. Benim için keyifli, mutlu ve zaman zaman yaşanan sıkıntılarla dolu dolu 17 yıl İsviçre Sigorta’da geçti. Çocukluğunuzda ne olmak istediniz? Hayalleriniz nelerdi? Emin olun hiçbir şey olmak istemezdim. Kesinlikle gezgin olmak istiyordum. Hatta İmtaş’ta çalıştığım dönemde bir eğitim toplantısında şirketten ayrıldığınızda sizin için ne yazılmasını isterdiniz diye sorulduğunda ben, “Onu Akdeniz’in tuzlu suları ve keşfedilmemiş binlerce güzellik bekliyor” diye cevaplamıştım. Hiç iş amacı yoktu içimde ve hala da o yönüm devam ediyor. İnsanın bir tarafı her zaman özgür ve çocuk kalmalı. Sizi hayatta üzen şeyler nelerdir? Aslında insan üzülmemeyi öğreniyor. Tabiî ki hastalıklar, ölümler dışında. HDI’ya genel müdür olduktan kısa bir süre sonra babamı kaybettim. Çok zor bir dönemdi. O dönem gerçekten çok üzüldüm. Şimdi bakıyorum da mesela başarılı ya da başarısız olmuşum, iş anlamında ihanete uğramışım, bunların hiçbiri üzmez. Ama durumsal üzüntüler olduğunda onu yaşasam da oradan çıkmayı biliyorum. Hayatta nelere kızarsınız? İçten olmamaya, kıvırmaya kızarım. Onun dışında hata çok önemli değil. Hatayı hepimiz yaparız. Ama samimi olmayıp oynayanlara kızarım. İş dışında nelerden zevk alırsınız? Okumaktan, film izlemekten zevk alırım. Onun dışında hobileri olan biri değilim. Okumak dışında sığınağım Ödemiş’e kaçmak. Ne tür kitaplar okuyorsunuz? Roman okuyorum. Tarih, sosyoloji kitapları okuyorum. Kişisel gelişim kitaplarını sadece bir dönem okudum. Şimdi nefret ediyorum. Artık insanlara böyle hazır reçeteler sunmak zarar veriyor. İki üç kitabı aynı anda okurum. Müzikle aranız nasıl? Ne tür müzik dinlersiniz? Müzik dinlemeyi çok severim. Gençken hep yaşlı olduğumu ne zaman anlarım diye sorardım. Bir gün müzik dinlemezsem o gün yaşlanmışımdır diye düşünürdüm. Müzik olmazsa olmaz. Kesinlikle her zaman hayatıma eşlik eden bir şeydir. Sezen Aksu dinlerim. Neşet Ertaş’ı çok severim. Soft rock severim. Müzik konusunda seçiciyim. Sporla aranız nasıl? Spor yapamıyorum ama yapmam gerekiyor. Gençliğimde futbol oynadım. Oynadığım mevkiler santrfor ve libero arasında gitti geldi. Yemek yapar mısınız, yemekle aranız nasıldır? Bazen pazar günleri farklı yemekler “uydururum.” Yemekle aram iyidir, Türkiye’nin her tarafındaki iyi lokantaları bilirim. Beş yıldızlı otel mutfaklarını sevmem. Yemek yemeyi severim. Köfteyi çok severim ve iyi kuru fasulyeyi her zaman zevkle yerim. Yöresel yemekleri ve her şeyi yerinde yemeyi tercih ederim. Künefeyi Hatay’da, Adana Kebabını Adana’da yerim. Burada yesem de aynı tadı vermiyor. Doğayla ilginiz var mı? Hayvan besliyor musunuz? Hayatımızda 22 yıldır hep kedi var. Kızımdan kalma bir alışkanlık. Kedimizin adı Kırpık. Sokağın en çirkin kedisidir. Doğaya gelince, çok ormanlık yerleri sevmem. Ama deniz mutlaka olmalı. Yaşadığım yerde deniz olmalı. Nasıl tatil yapmayı seversiniz? Beş yıldızlı otellerden ben ve eşim çok hoşlanmıyoruz. Birkaç kaçamak yerimiz, belli turlarımız var. Gökçeada, Bozcaada, Assos, Cunda, Dikili bütün Ege’yi dolaşıyoruz. İkincisi Marmaris tarafında Hisarönü’nde bir otelde kalıyoruz. Bir gün mutlaka otelde kalıyoruz. Diğer gün tekneyle denize açılıyoruz. Yani hem karadan hem denizden gezmeyi seviyoruz. Yurtdışı tatillerini pek sevmiyoruz. Türkiye’yi tercih ediyoruz. Gelecekle ilgili planlarınız nedir? İlk hedefim HDI’yi başarılı ve karlı bir şirket haline getirmek. Daha sonra HDI’yi başarılı birisine devredip hayatımı yaşamak istiyorum. Sessiz sakin bir hayat, belki Foça’da, belki başka bir yerde, ama Ege’de bir yerde olacak. Küçük ve yorucu olmayan bir işle meşgul olmak istiyorum. ‘HDI’YE GEÇİŞİME EŞİM ÇOK MUHALEFET ETTİ’ HDI’ye geçişiniz nasıl oldu? Geriye dönüp baktığımda İsviçre Sigorta’nın benim için özel bir yeri var. Beni hep mutlu eden bir öyküdür. Gelişmeme çok katkısı oldu. Verilen fırsatlar ve güvenle kişi kendisini geliştiriyor. İsviçre daha sonra Ergo oldu. Devam edip etmeme konusunda çok düşündüm. O dönem ayrılma kararı verdim ve HDI ile tanıştık. Kabul edip etmemek yine ciddi derecede bir soru işareti olmuştu. Çünkü zor bir iş, zor bir dönemdi, çok çalışmak gerekiyordu. Seçim yapmak son derecede zordu. Bir yandan yaşamayı mı seçeceksiniz? Yoksa tekrar yoğun iş temposunu mu? Eşim inanılmaz derecede muhalefet etti. Kesinlikle istemiyordu. Ama insan yine bildiğini yapıyor. Eşim benim hayatımın hep muhalefet tarafıdır. Eşim çok çalışmama muhalefet ediyor, ama sigorta ile beni tanıştıran kendisidir. ‘ROLLERİ İYİ TAMAMLAYAN BİR AİLEYİZ’ Bugünlerde yalnız yaşıyorsunuz, kızınızı ve eşinizi özlemiyor musunuz? Kızım Amerika’da master yapıyor. Ağustos başında gitti. Eşim de ona destek olmak için kısa süreli olarak Amerika’da. Benim için de iyi bir dönem oldu. İşin yoğun olduğu dönemde özgürce işe sarılıyorum. Eşim yaklaşık on gün sonra dönecek. Bizim için kısa bir ayrılık. Artık teknoloji çok gelişti. Uzaklar yakın oluyor. Kızım kendi ayakları üzerinde duruyor ve bu durumdan memnunum. Bunlar özlemden farklı şeyler. Kızımı özlüyorum, ama iyi şeyler yapıyor olması beni çok mutlu ediyor. Kızımın annesine bu dönemde çok ihtiyacı vardı. Biz ailece rolleri iyi tamamlıyoruz. Kim ne zaman neye destek vermesi gerektiğini gerçekten iyi biliyor. Ben bunu babamın hastalığı zamanında daha iyi anladım. Bütün aile kenetlenmiştik. Bu arada eşimi de özlemişim. Bu tarz kısa ayrılıklar ilişkiyi daha da kuvvetlendiriyor. Çünkü birlikteliklerde bir süre sonra insanlar o kadar birbirine benziyor ki, davranış kalıpları, herşey, hayat ezbere yaşanır bir hale geliyor. Bazen ezber bozmak gerekiyor. Bunlar da kısa ayrılıklar şeklinde olabiliyor. Yalnız kalmak bazen insana iyi geliyor. Kendinize bakabiliyor, kendinizi dışarıdan seyredebiliyorsunuz. Sigortacı Gazetesi
ETİKETLER :
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)