Sigortacılık sektörü, bir tarafta karların düştüğü, aynı zamanda başta trafik, kasko, sağlık gibi branşlarda zararların yazıldığı bir sektör. Diğer taraftan Türkiye, dünyanın önde gelen sigortacılık devlerinin’ neredeyse tamamına yakınının aynı anda bulunduğu tek ülke.
Peki bazı branşlarda sürekli zarar eden, genel olarak karları azalan bir pazara yabancı sigorta şirketleri neden ilgi gösteriyor? 30 Mart tarihinde stratejik ortaklık opsiyonlarını değerlendirilmesi konusunda niyetini açıklayan ve bu konuda çalışmalara devam eden Aksigorta Genel Müdürü Uğur Gülen ile sektörde çelişki gibi gözken bu manzarayı ve sektördeki yeni düzenlemelerden, dağıtım kanallarına kadar sektörde yaşanan bütün gelişmeleri konuştuk.’
Türkiye'de sigortacılık sektörünün, ekonominin gelişmişlik düzeyine göre oldukça geri kaldığı belirtiliyor. Bu görüşe katılıyor musunuz? Türkiye sigortacılık sektörü dünya sigortacılığının neresinde?’
Türkiye'de sigorta sektörünün prim üretimi 11 milyar lira civarında. Sigorta sektörünün büyüklüğü gayri safi milli hasılanın yaklaşık yüzde 1'ini oluşturuyor. Avrupa ülkelerinde, örneğin Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan gibi ülkelerde yüzde 2-2,5 buçuk bandında olduğunu görüyorsun. Batı Avrupa ülkelerinde yüzde 3-3.5 civarında. ABD; Japonya gibi daha gelişmiş ülkelerde yüzde 4'ün üstünde. Bizim gibi yükselen piyasalar Brezilya'da yüzde 2, Güney Afrika'da yüzde 3. O zaman Türkiye’nin neyi eksik diye düşünmeden edemiyorsunuz. ’
Türkiye’nin dinamizmine, büyüklüğüne, ev-araba sayısına, insanların müteşebbisliğine, kredi hacmine, alışveriş merkezlerine, inşaatlara baktığınızda krize rağmen ekonomide inanılmaz bir büyümeyi görüyorsunuz. Herkesin gıpta ederek baktığı bir ülkeyiz… Belki önümüzdeki 40-50 yıl boyunca dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olacak. Ama toplam cirosu 11 milyar lira olan sigortacılık sektörü var. Bugün tek başına 11 milyar lira ciro yapan bir çok şirket var. Böyle bakınca Türkiye'de sigortacılık küçük kaldı.
Türkiye’de pazar küçük ama dünya çapında sigorta devlerinin tamamı boy gösteriyor. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?’
Türkiye’yi cazip kılan, biraz önce sıraladığım nedenlerde gizli. Ekonomisi küçük değil, dünyanın 17. büyük ekonomisi ama sigorta sıralamasında 27.’ sırada . Kendisi ile aynı klasmandaki ülkelerle bile kıyaslandığında sigorta sektörü oldukça küçük. Ayrıca ülkenin yüzde 50’sinin 30 yaşın altında olduğu bir genç nüfus var. ’ Böyle bakınca sigortacılıkta ileriye doğru büyük bir potansiyel görünüyor. Henüz patlama yapmamış ama her an yapmaya hazır, büyümeye hazır bir noktada. Biz de hesabımızı, kitabımızı Türkiye’de sigortacılık penetrasyonu büyüyecek, sigorta kullanımı artacak ve gayri safi milli hasıladan alacağı pay artacak diye yapıyoruz. Bu kadar yabancının ilgisini çekmesinin de altındaki ana sebep de bu görüntüden kaynaklanıyor.
Bu kadar büyük sigorta şirketlerinin hepsinin aynı pazarda rekabet ettiği ender ülkelerden biri Türkiye... Adeta global sigorta devlerinin yarıştığı bir arena… Bu söyledikleriniz bu durumu açıklamaya yeter mi?’
Şunu da unutmamak lazım… Bu şirketlerin geldikleri gelişmiş ülkelerde nüfus durağan, yaşlanıyor. Ekonomi durağan. Sigorta kullanımı yaygın ama insanların üzerinde yeterince ürün var, yeni bir ürün satma şansı çok fazla değil. Böyle olduğu için büyümek için yeni pazarlara gitmek durumundalar. Uzun vadede Türkiye’deki büyüme potansiyeli yabancılara cazip geliyor.
Ama kısa vadede, bugüne bakıldığında sektörün durumu iç açıcı görünmüyor. Zaten sektör yetkilileri de bunu zaman zaman dile getiriyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Kısa vadede global kriz, bir miktar etkiledi ama asıl etki krizden çok faiz oranlarının hızlı şekilde düşüşüyle oldu. Faizler çok hızlı bir şekilde çift haneli oranlardan tek haneye düştü. Sigortacılıkta bir ana faaliyet geliri, bir de mali gelir vardır. Faizler yüksekken genelde faaliyet gelirlerinden zarar eden sektör, yüksek faizler nedeniyle elde ettiği yüksek mali gelirlerle bu açığı kapatıyordu. Sektör yüksek mali gelirler nedeniyle hep yüksek sermaye karlılığı olan bir konumdaydı. Ama faizler düşünce mali gelirler azaldı. Sığ kıyılardaki suların çekilip kayaların ortaya çıkması gibi…
Çare nedir?’
Gerçek sigortacılığa doğru bir geri dönüşün olmasını bekliyoruz. Sigortacılık faaliyetinden para kazanmaya doğru hamleler yapılması lazım. Sektör bunun sancısını yaşıyor. Faizler 2009’un ilk yarısında yüzde 18’den yılın ikinci yarısında 10’lara düştü. 2010 yılında da yüzde 8-9 bandında. Müthiş bir mali gelir kaybı var. 2009 sonunda sektörün toplam mali geliri 788 milyon lira ve ortalama faiz oranı yüzde 15. Çok basit bir hesapla bile 2010’da ortalama faiz yüzde 9 olduğunu varsayarsak, mali gelirler yaklaşık 250-300 milyon lira azalırsa çok yanıltıcı olmaz.
2009’da diğer taraftan da krizle birlikte ekonomi küçüldü. Sigortacılık da bundan etkilendi ve küçüldü. Düşen faiz oranları, küçülen ekonomiyle pazar payını kaybetmek istemeyenler ve pazara yeni giren oyuncuların pazar payı hedefleri sektördeki rekabeti artırdı. Yeni gelenler pazar payını arttırmak istiyor, büyümek istiyor. Bu ortamda böyle küçük bir pasta rekabete neden oldu. Fiyatların hızlı bir şekilde düşmesine neden oldu. Şu anda sektörde ciddi bir fiyat rekabeti yaşanıyor. Örneğin şu anda 2006 yılındaki fiyatlarla kasko yapılıyor. Sektörde ortalama kasko fiyatı 800- 850 civarında. Bu rakam 5 yıl önce de aynıydı. Ama hasar yapan araçların maliyeti durmuyor, işçilik, yedek parça fiyatları artıyor. Maliyetler artarken gelirin aynı kalıyor, hatta düşüyor. Diğer taraftan herkes kar marjı daha yüksek yangın gibi branşlara kaymaya başladı. Mesela zorunlu deprem tarifesinin altında fiyatlarla karşılaşılmaya başlandı. Karlı alanlar da çok hızlı bir şekilde tüketildi. Bugün geldiğimiz noktada yıkıcı rekabetin devam ettiği bir dönemi yaşıyoruz.
2010’da ekonomik göstergelerde kısmen iyileşme gözleniyor. Ekonomi büyüyor. Bu durum sektöre nasıl yansıyor?
2010’da sektörde iyi bir büyüme var. İlk 6 ayda yıldan yıla yüzde 11 büyüme ile, toplam yazılan prim 5,8 milyar lira oldu. Ama büyümenin dörtte üçü zarar üreten trafik, kasko ve sağlık branşlarından geliyor. Halka açık 6 şirketin ilk 6 ay teknik zararları 2009’da 66 milyon lira iken 2010’da 115 milyon liraya yükseldi, yani yüzde 74 arttı. Aynı dönemde bu grubun mali gelirleri yüzde 22 azalarak 177 milyon liradan’ 139 milyon liraya düştü.
Bu anlamda Aksigorta nasıl bir performans sergiledi?’
Aksigorta ilk altı ayda 460 milyon lira prim üretti 12,5 milyon lira vergi öncesi kar elde ettik. Geçen yılla göre prim üretimimiz aynı. Primde bir büyüme olmadı, biraz daha kontrollü bir 6 ay geçirelim dedik. İlk altı ayda yerimizde saydık diyebiliriz.
Bu bilinçli bir tercih miydi?’
Evet, çünkü ana hedefimiz kar etmek. Pazar payı almak için mutlaka sağlık, kasko, trafik gibi branşlarda çok aktif olmanız lazım. Ama bu branşlarda şu anda para kazanmak oldukça zor. Büyümek için mutlaka kardan fedakarlık yapmanız lazım. Biz portföyümüzü gözden geçirelim dedik. Zarar üretenlerden ziyade kar üreten müşteri gruplarını elde tutmaya odaklandık. Karlılığımız 12.5 milyon lira oldu. Geçen yıl ilk 6 ay karlılığımız 45 milyon liraydı.
Kardaki bu düşüş neden kaynaklandı?’
Aksigorta hisse yapısında bölünme süreci oldu biliyorsunuz. Akbank, hisselerini Sabancı Holding’e devretti. Aksigorta’nın geçmişteki gelen karının çok önemli bir kısmı temettü gelirinden kaynaklanıyordu. Geçen yıl 22 milyon liralık temettü gelirimiz vardı. O temettü gelirinden bu yıl mahrum kaldık. Faiz oranlarındaki düşüş faiz geliri kaybına neden oldu. Ama teknik tarafa baktığımızda, faaliyet gelirlerimizin geçen yıla oranla daha olumluya gidiyor. Bu da doğru rotada olduğumuzu gösteriyor. İkinci altı ayda da bu politika devam edecek. Eylül sonu itibariyle sektörü ilgilendiren bir karşılık genelgesinin yayınlanmasını bekliyoruz. Sektördeki karşılık ayrıma yöntemleri geçen birkaç yılda birkaç kere değiştirildi. 30 Eylül 2010’da yeni karşılık genelgesi devreye girecek. Bu genelge şirketlerin çoğuna ilave karşılıklar getirecek. Bu da karlılık konusunda sektörü biraz daha zorlayacaktır diye düşünüyoruz. O yüzden hem düşen faiz hadleri artan rekabet yeni gelen karşılıklarla birlikte 2010 yılı sektör açısından zor bir virajdan geçtiğini söyleyebiliriz.
Bu genelge konusunda ne düşünüyorsunuz? ’
Doğru karşılık ayırmak sektörün, şirketin gücünü göstermesi açısından çok önemli… Fakat sektör bu kadar zor bir virajdan geçerken, zaten yavaşlamış ve karlar düşmüşken, bu karları biraz daha aşağı çeken, sırtına biraz daha yük koyan bir genelgeyi çıkarmak için acaba doğru gün bugün mü? Biraz daha uzun vadeye yayılabilir miydi? Hazine’den bu yönde isteğimiz oldu. Hazine de bunların bir kısmına cevap verdi. İlave karşılıkların yüzde 80’ini ilk yıl, geri kalanını 3 yıl içine dağıtabilirsiniz dedi. Ama 3 yıldan ziyade daha uzun vadeye yayılması sanki sektörün beklentilerini daha karşılayan bir karar olurdu. Ama bugün itibariyle Hazine’den böyle bir karar çıkmadı. 30 Eylül’de yeni genelgeye göre karşılıkları hesaplayıp yeni bilançomuzu ve kar zarar tablomuzu açıklayacağız.
Son günlerin popüler tartışmalarından biri de banka şubelerinin sigorta poliçesi kesip kesmemesine ilişkin düzenlemeydi. Acenteler bankasüransa itiraz ediyor. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz? ’
Burada bir çıkar çatışması var. Sektör hakkı olan büyüklükte değil. O yüzden bu sektöre ilişkin alınan kararların, sektörü büyütme yönünde olması gerektiğini düşünüyorum. Sigorta aracıları sektörün vazgeçilmez ve en önemli oyuncularıdır. Serbest acenteler, otomotiv acenteleri. Brokerlar, bankalar en önemli aracılardır. Türkiye’deki sigorta sektörünün en büyük eksiği sorunu sigorta bilincinin düşüklüğü toplam üretilen primin yeterli düzeyde olmamasıdır. Bugün Türkiye elementer sigortacılığında 33 şirket 10 milyar lira prim üretmektedir. Sigorta sektörünün aktif büyüklüğü 20 - 25 milyar lira civarında olup orta ölçekli bir bankadan küçüktür. Yapılacak her türlü düzenlemenin tek bir amacı olmalıdır; Türkiye sigorta sektörünü büyütmek… Ama taslak ve yeni aracılar yönetmeliğinin bu amaçla uzaktan yakından alakası olmayıp aksine mevcut durumdaki sigorta pazarının daha az sayıdaki aracı tarafından paylaşımını hedeflemektedir. Bu yaklaşım belki az sayıda aracıyı memnun ederken Türkiye sigorta sektörüne hiçbir fayda sağlamayacaktır. Aksigorta, sigorta sektörünün büyümesine yönelik her türlü çalışmanın her zaman yanında olacaktır. Sigorta penetrasyonunun bu kadar küçük olduğu bir ülkede yapılması gereken çok fazla müşteriye ulaşmak için dağıtım kanalını ve sayısını arttırmaktır.
Sektördeki prim üretimi dağıtım kanalları arasında nasıl paylaşılıyor?’
Elementer branşta bankaların satışı fazla değil. Bankalar yüzde 10, acenteler yüzde 70-75’ini satıyor. Geri kalan yüzde 15-20’yi brokerler, direkt satış elemanları satıyor. Bankalar bu sektörün yüzde 20’sini hiçbir zaman üretemezler. Bu oran dünyada daha da kötü, Türkiye iyilerin arasında… Türkiye’de yüzde 9.7 ’ olan bu oran Portekiz’de 9.3, İngiltere’de 9.9, Fransa’da 9, Hollanda ve İspanya’da 8. Diğer ülkelerde yüzde 5’in altında. Elementer sigortacılık bankalarda çok yoğun satılan bir ürün değil. Dağıtım kanallarının önünü kesmemiz lazım. Daha çok acente olması lazım,15 bin değil 30 bin acentemiz olmalı. Bu ürün gece rüyasında görüp sabah kalkıp ben bugün sigorta alacağım diye alınmıyor. Mutlaka birinin gidip bu ihtiyacı onda yaratması, o ürünü ona anlatması gerekiyor. Daha çok noktadan müşteriye dokunmamız lazım. Bunun için dağıtım kanallarına iki elin parmağı gibi bakıyorum. 10 parmağın varsa her şeyi daha sıkı tutarsın, tek parmağın vara hiç bir şey yapamazsın sektörün çok parmağı olması lazım.
Son günlerde doktorlara yönelik hekim sorumluluk sigortası konusunda bazı şirketlerin yarış içinde olduğunu gözlemledik. Siz bu konuda sessiz kaldınız, neden?’
Zorunlu hekim sigortasında çok agresif değiliz. Aşırı istekli değiliz daha muhafazakar davranıyoruz. Bugün alınan poliçe geçmiş bir yılın hasarlarını içeriyor, dolayısıyla vadesi bir yıl olmakla birlikte daha da uzuyor. Bunlar uzun kuyruklu poliçeler, 5 yıl içinde olası hasarları ödemek durumundasınız. Dünya örneklerine baktığımızda ilk başta büyük heyecanla başlamış ama sonradan çok zarar etmişler bu işten. Şu anda sabit fiyatlı bir ürün, hem limiti hem fiyatı sabit, yıllık 350-750 lira arasında değişiyor. Yarısını devlet veriyor bu primin. Tazminat da yüklü tabi, bunun hesabını yaptık, iki tane hasar nerdeyse bütün pirimi götürüyor. Topu topu bu işe aday 140 bin, 150 bin doktor var zaten. Ortalama 300 lira prim yapıyor. Toplamda 50 milyon liralık bir pazar. Önemli bir ürün ama Ticaret Kanunu’nda sorumluluğun tanımı daha netleşiyor. Ama mevcut durumda sorumluluğun tanımı net değil. Kim karar verecek, daha tam belli değil. Tam anlamıyla bulanık su gibi gördük. Aslında bu tip ürünler güzel ürünler, gelişmesi gerekiyor ama eksikleri var, biraz daha görelim dedik.
’ Sektörde gelecek gördüğünüz branşlar nelerdir?’
Hayata devam sosyal sorumluluk projesiyle deprem riski, yangın, sel gibi doğal afet risklerinin öncesinde sonrasında nasıl davranılması gerektiğini konusunu işledik ve projeyle 1 milyon kişiye ulaştık. Bu faaliyet sırasında konutların yüzde 20-25’i sigortalı olduğunu gözlemledik. Yeni konutlar yapılıyor. Bu ülke deprem ülkesi, tsunami konuşuluyor. Bu alanda çok büyük bir boşluk var. Hala araç sigortalarında gidilecek yer var. Kendi malımıza değil de başkasının malına verdiğimiz hasarlara yönelik sorumluluk sigortalarının çok genişleyeceğini öngörüyoruz. Sağlık sigortalarında önemli bir büyümenin olacağını çeşitliliğin artacağını düşünüyoruz. Şu anda ağırlıklı olarak şirketlerin çalışanlarına sağlık sigortası yaptırması üzerinden yürüyor. Ama daha bireysel sağlık sigortaları, daha belli başlı sağlık sorunlarına yönelik ürünlerin gelişeceğini öngörüyoruz. KOBİ’lerin sigortalanma oranları çok düşük. Burada gelişme olacağını düşünüyoruz.
Aksigorta, yabancılara satılması veya stratejik ortaklığı hep gündemde ve konuşuluyor. Bu konuda son durum nedir, yeni bir gelişme var mı? ’
Ortaklıkla ilgili Sabancı Holding 30 Mart tarihinde stratejik opsiyonları değerlendirilmesi konusunda bir duyuru yaptı. Şu anda Citibank danışman olarak çalışıyor. Bu konudaki çalışmalar Sabancı Holding’den yürütülüyor. O tarihten bu yana yeni bir açıklama olmadı. Ama sürecin devam ettiğini biliyoruz.
’ ’