Bankacılık sektörüne ilişkin yakın tarihli detaylı verilere ulaşmak her ne kadar mümkün olmasa da, bazı gelişmelerin bilançoya kaçınılmaz yansımalarını tahmin etmek hiç de zor değildir.
Bu yazıda güncel gelişmelerin rakamsal yansıması neler olabilir, kısa vadede bilanço değişiklikleri özellikle ne yönde olabilir gibi soruların yanıtlarını vermeyi hedeflemekteyim.
Bunun için kısaca dış dünyayı hatırlatmadan geçemeyeceğim. Gerek AB gerekse ABD’de kısa ve orta vadede iyileşmeye yönelik sinyalleri yakalamak pek mümkün görünmemektedir. Doğal olarak eğer dış dünyayla ilişkiniz varsa, siz iç piyasalarda istediğiniz kadar iyi olun, ilişkide olduğunuz piyasalardaki gelişmeler sizi etkileyecektir.
Bu etkileme:
• Pasifte yer alan dışarıdan temin edilen kaynakların vadesi geldiğinde yenilenmesi, ya da yeni ihtiyacınız olan kaynakların yeteri kadar dış piyasalardan temin edilememesi,
• Dış piyasalardaki kullanıcılara aktarılan kaynakların risk seviyelerindeki artış,
• Kurlardaki gelişim, buna bağlı pozisyonlar nedeniyle olası zarar ihtimali,
• vb. . . . .
şekilde olabilecektir.
Nitekim T. Bankalar Birliği’nin Eylül 2001 sonu itibariyle yapmış olduğu değerlendirmeler aşağıdaki şekildedir:
“Üçüncü çeyrekte, uluslararası piyasalardaki sorunlar daha da derinleşmiş, risk alma arzusu azalmış ve belirsizlik artmıştır. Dünya ekonomisinin büyüme hızı aşağı yönlü revize edilmiştir. Özellikle AB ülkelerinde izlenen kamu borç sorununun ve finansal sektördeki sıkıntıların Birlik üyelerine yayılmaya başlaması, ve daha çok sayıda ülkenin kredi derecelendirme notunun düşmesi risk primlerinin hızla yükselmesine neden olmuştur.
Gelişmeler, TL üzerinde baskı yaratmış, piyasada likidite ihtiyacı artmıştır. Bu dönemde, yabancı para talebinin artmasının da etkisiyle TL’nin başlıca yabancı paralar karşısında değer kaybı hızlanmış, faiz oranları üzerindeki baskı artmıştır. Merkez Bankası’nın net dış varlıkları azalmış, net iç varlıklardaki artış da sınırlandırılmıştır.
Öte yandan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tüketici kredilerinin risk ağırlığını yükseltmiştir.
Kur etkisinden arındırıldığında hem krediler hem de mevduat artış hızında yavaşlama devam etmiştir. Kurumsal kredilerde yavaşlama daha belirgin iken, bireysel kredilerde yavaşlama daha sınırlı olmuştur. Bilançodaki büyümenin çok önemli kısmı kur etkisinden gelmiştir.
Bankaların kaynak maliyeti artmış, aktif getirisi ise azalmıştır. Bu nedenle, yıllık bazda kar hacmi azalmış, özkaynak büyümesi de çok yavaş olmuştur. Daha yüksek riskli bir ortama rağmen özkaynak karlılığı gerilemiştir. Öte yandan, özkaynak büyümesinin yavaşlaması nedeniyle sermaye yeterliliği üçüncü çeyrekte de gerilemiştir.”
Aynı zamanda bir diğer makro ve önemli veri de sektör büyümesi ile GSYİH büyüme arasındaki ilişkinin seviyesidir. Nitekim aşağıdaki grafikte yer aldığı üzere Türk Bankacılık Sektörü büyüme açısından Yurtiçi Hasıla büyümesinin gerisinde bir performans sergilemiştir. Ekonomideki yavaş büyüme dikkate alındığında aslında sektör büyümesi iyice yavaşlamaya başlamıştır.
Toplam Aktifler (Milyar dolar ve GSYİH’ya oran)
.jpg)
Kaynak: TBB, Türk Bankacılık Sistemi 2011.
Bu yorumlar, dış gelişmelerdeki etkilerin Türk Bankacılık Sektörünün mali bünyesine ciddi yansımaların bir kısmını oluşturmuştur. Daha orta vadede ortaya çıkacak diğer gelişmelerin etkilerini henüz rakamlarda görmeye başlamadık.
Daha açık ifade ile Türk Bankacılık Sektörünün likidite ve faiz riskine ilişkin öngörülerimize dayanak oluşturacak Eylül 2001 verileri T. Bankalar Birliği’nin verilerinden özetlenerek aşağıda yer verilmiştir.
Varlıkların, Yükümlülüklerin ve Nazım Hesap Kalemlerinin Faize Duyarlılığı
.jpg)
Kaynak: TBB, Türk Bankacılık Sistemi 2011.
.jpg)
Faize duyarlılık tablosu açıkça şunu ifade etmektedir:
• Aktiflerin vadesi, pasiflerin vadesine göre daha uzundur.
• Kaynakların kümülatif olarak % 63’ü 3 aya kadar vadeli iken, varlıkların % 34’ü 3 aya kadar vadeli grupta yer almaktadır. Bu oran hemen hemen yarısı seviyesindedir.
• Bu durum likidite açısından sorun yaratabilecek düzeydedir.
• Aynı zamanda bu durum faiz değişikliklerine karşı da zayıf noktayı oluşturmaktadır. Eğer piyasa faizleri düşüş eğiliminde olursa bilanço bu yapısı ile ciddi kar yazdıracak özelliktedir. Ancak, tersi durum olması halinde yani piyasa faizlerin yukarı yönlü olması durumunda bu sefer aynı bilanço zarar yazdırır. Örneğin: 3 aya kadar vadeli kaynak grubundaki açık pozisyon miktarı yaklaşık 302 milyar TL’dir. Faizlerdeki ortalama 1 puanlık yukarı yönlü değişim öncelikle kaynak maliyetini hemen etkileyeceğinden basit faizle aylık 251 milyon TL ((301.923 milyon TL x %1)/12) faiz artışına dayalı kaynak maliyeti artacak demektir.
Özellikler son aylardaki Merkez Bankası destekli faiz artışları dikkate alındığında, kaynak yapısındaki vade dağılımının gelir tablosuna etkisi yıl sonunda biraz daha ortaya çıkacak, 2012 yılında benzer yapının devamı halinde bu zarar katlanarak devam edecektir.
Diğer taraftan bilanço pozisyon durumuna bakıldığında en temel ramlarla aşağıdaki durum ortaya çıkmaktadır.
.jpg)
Bilanço içi açık pozisyonun bilanço dışı hesaplarla dengelendiği görülmektedir. Bilanço içi açık pozisyonun ağırlıklı olarak euro cinsinden olduğu görülmektedir.
BDDK’nın Eylül 2011 tarihli Finansal Piyasalar raporunda özellikle faiz ve kur riskine ilişin beklentileri aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

Tablodan da görüleceği üzere faiz ve likidite riski konusunda risklerin yukarı yönlü olduğu görüşü devam etmektedir.
Önümüzdeki süreçte bilanço yönetimi yani aktif ve pasif yönetimi biraz daha ön plana çıkacaktır. Bu kapsamda bankaların kaynak yapısında vadeyi uzatabilmek amacıyla ipoteğe dayalı menkul, varlığa dayalı menkul kıymet, banka bonosu türündeki ürünlere ağırlık vermeleri, hem kaynak yapısını çeşitlendirmek hem de vade uyumuna yaklaşmak açısından önem taşımaktadır.
Her zaman ifade ettiğimiz şekilde bu sürece ilişkin bakış açısını vurgulamakta yarar var:
“Bankacılık bilanço yönetme sanatıdır.”