Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Dr. Erdal Karamercan, Türkiye’nin makro ekonomik göstergelerde son 10 yılda çok önemli gelişmeler kaydettiğini söyleyerek, “Türkiye bu yılın ilk altı ayında yüzde 10.2 büyüme gösterdi. Bu dünyada istisnai bir durum. Nereden bakarsak bakalım yıl sonunu yüzde 7 büyüme ile kapatacağız” dedi.
Kamu bütçesinin Avrupa Birliği’nin (AB) çok üzerinde bir performansa sahip olduğunu vurgulayan Karamercan, “Keza tek rakamlı enflasyonlardayız. Bu tablonun yumuşak karnı ise cari açık. Türkiye cari açıklardan kaynaklanan krizleri yönetme yetkinliğini elde etti. Ancak, kronik hale gelen cari açığın ortadan kalkması için 2. nesil reformlara ihtiyaç var” diye konuştu.
Her krizin, bunalımın içinde iyi teşhis edildiğinde fırsatlar bulunduğunun altını çizen Karamercan, “Türkiye için de fırsatlar var. Katma değere odaklanarak rekabet gücünü artırmanın kestirme yolu, güçlü markaları portföyüne katmaktır. Üretim yaptığımız markaların ve uluslararası pazarlardaki bize rakip markaların şu anda en düşük değerlerde olduğunu düşünüyorum. Atılım yapma noktasına gelen Türk işadamları için katma değerlerini artırma yönünde marka ve şirket satın alma için fırsatların olduğu bir dönemdeyiz” dedi.
Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Dr. Erdal Karamercan, dünya ekonomisinde yaşanan depremden Türkiye’ye olası etkilerine, resesyon beklentilerinden Türk firmaları için ortaya çıkan fırsatlara ve Eczacıbaşı’nın yeni iş alanlarına kadar önemli açıklamalarda bulundu.
Küresel resesyon konuşulurken sizce dünya ekonomisinde en büyük tehlike ne?
Kriz geliyor, resesyon geliyor olgusuna baktığımızda bu yeni bir olgu değil. Bunlar 2008’de Lehman Brothers’ın batışıyla başlayan depremin artçı şokları. Bu tarihten sonra Merkez Bankaları finansal yöntemlerle likiditeyi artırarak depremin etkilerini minimize etmeye çalıştılar.
Politikacılar sorunların üzerini likiditeyle kapatma ve kur savaşlarıyla imalat sanayiilerini ayakta tutma çabasına giriştiler. Yapılması gerekenler yapılmadığı için artçı depremler geldi.
Bunlardan birisi Yunanistan krizi diğeri de ABD’nin büyüme hızındaki düşüştü. Bu da bugünkü buhranı tetikledi. Beklentiler yurtdışında iyiden iyiye kötüleşti. Ekonomilerin sıfır büyümeye doğru yavaşladığı görülüyor. Şu sıralar dünya ekonomisi için en büyük tehlike AB’deki kamu borç krizi.
Dış ticaretin büyük bir bölümünü Avrupa ile yaptığımızı düşünürsek, AB’deki bu krizin Türkiye’ye etkileri ne olur?
Elbette en büyük ticari ortağımız olan AB ekonomisinde yaşanan artçı deprem bizi de etkileyecektir. Ancak bu, depremin şiddetine ve süresine bağlı. Euro bölgesi hem ihracatta ve hem de cari açığın finansmanında önemli rol oynuyor. Dolayısıyla, Euro Bölgesindeki borç krizi finansal sistemi sarar ve resesyon ortaya çıkarsa, fonlamada ve ihracatta sıkıntı doğabilir ve bu da yurtiçinde reel ekonomiyi baskılayabilir. Henüz böyle bir sinyal almıyoruz. Ancak soğuma işaretleri bizce kuvvetli olmamakla birlikte gelmeye başladı. Bu nedenle, Türkiye’nin birkaç kademe vites küçültmesi sağlıklı görünüyor.
Gelecek hafta yapılacak IMF ve Dünya Bankası zirvesinden beklentileriniz nelerdir?
Şimdi herkes 23-25 Eylül’de IMF ve Dünya Bankası toplantısına odaklanmış durumda. Bu toplantıda tahminler ortaya konulacak. Bu rakamlar ortaya çıktıktan sonra tablo daha netleşecektir. Daha önceki tahminlerin hepsi geçersiz olarak kabul edilebilir.
Dünya böyle belirsiz bir dönemden geçiyor. ABD ve Avrupa kökenli bu buhranın kısa dönemde bertaraf edileceğine dair bir sinyal almak mümkün değil. Hal böyleyken herkes ‘acaba resesyona gidiyor muyuz’ diye düşünüyor. Bu da beklentileri olumsuz hale getiriyor. Beklentinin kötü olduğu yerde bunu değiştirecek olaylara ihtiyaç var. Henüz politikacıların ağzından bu yönde bir senaryo çıkmış değil. “Resesyona gidiyor muyuz?” sorusuna bir yanıt yok şu anda.
Bu sorular Türkiye için ne kadar geçerli?
Tabloya iyi bakmak lazım. Türkiye ekonomisinin en güçlü tarafı şüphesiz kamu maliyesi ve ayrıca sektörlerimizin son 20 yılda yaşadığı kriz tecrübesi mukavemet gücümüzü artırıyor. Makro ekonomik göstergelerde son 10 yılda çok önemli gelişmeler kaydettik. Türkiye bu yılın ilk altı ayında yüzde 10.2 büyüme gösterdi. Bu, dünyada istisnai bir durum. Nereden bakarsak bakalım yıl sonunu yüzde 7 büyüme ile kapatacağız. Bu da Türkiye’yi dünya sakalasında önemli bir konuma getiriyor.
Türkiye, bu açıdan dünyadaki diğer ülkelere göre şanslı sayılabilir mi?
Türkiye bu küresel kriz ortamına 10 yıl önce girseydi çok kötü etkilenirdi. Ama geldiği aşamada makro ekonomik göstergelerin sağlam olması ve işadamlarının, bürokrasinin, politikacıların kriz yönetiminde tecrübeli olması nedeniyle Türkiye bu bunalımı daha kolay atlatacaktır.
Bu tabi etkilenmeyeceğiz demek değil. Siyasilerin de söylediği gibi Türkiye tecrit edilmiş bir ada değil. Ama göreceli olarak etkilenmesi rekabet ettiğimiz ülkelerden daha az olabilir.
Kamu bütçesi Avrupa Birliği’nin çok üzerinde bir performansa sahip. Keza tek rakamlı enflasyonlardayız. Bu tablonun yumuşak karnı ise cari açık. Türkiye cari açıklardan kaynaklanan krizleri yönetebilme yetkinliğini geliştirdi. Ama kronik hale gelen cari açık sorununun ortadan kalkması için 2. nesil reformlara ihtiyaç var.
Nedir bu 2. nesil reformlar?
1. nesil reformlar diyeceğimiz bankacılık, kamu borcu, bütçe açığı yönetimi, enflasyon yönetimi, özelleştirme, sosyal güvenlik sistemi gibi alanlarda yapısal gelişmeler başarıyla gerçekleştirildi. Bunları iyi başardık. Ama cari açığı sürdürülebilir biçimde çözmeyi adresleyen bir reform, temelde yok. 2. nesil reformlarla Türkiye işsizlik ve cari açık üzerine odaklanmalı. Bunlar yapısal reformlar olmalı. Türkiye’nin daha rekabetçi bir endüstriyel yapıya geçmesi lazım. Katma değerli üretim ve hizmetlere ağırlık verip dış gelirlerimizi artırabiliriz. İşgücünün düzeyini artırabiliriz. Bu eğitim demektir ve bu yönde bir reform gerekir. Ayrıca vergi tabanını genişleterek, haksız rekabeti minimize etmemiz gerekir. Bu, doğrudan sermaye yatırımlarını da teşvik edecektir. Ayrıca inovasyon, Ar-Ge ve marka yatırımları teşvik edilmelidir.
Eczacıbaşı rüzgârı arkasına alacak
Grup olarak gelecekte odaklandığınız yeni alanlar neler olacak?
Değerlerimiz ve gelecek tasarımımızla uyumlu yeni alanlarda yeni projelerle de ilgiliyiz. Özellikle sürdürülebilir kalkınma, geleceğe yönelik stratejilerimiz içinde ön planda yer alıyor. Sürdürülebilir kalkınmayı iş modellerimizin içine katmayı, geleceğimizi şekillendiren temel stratejilerimizden biri olarak tanımladık. Bu çerçevede yenilenebilir enerji konusuyla da yakından ilgiliyiz. Bu sektörün içinde de özellikle rüzgar enerjisi üretimi konusunda planlarımız var. Sanayici hüviyetimizle sarf ettiğimiz enerjiyi, üreteceğimiz yenilenebilir enerjiyle tamamen telafi etmeyi ve sıfır emisyonla tümüyle çevreci bir grup haline gelmeyi istiyoruz. Rüzgar enerjisi yatırımımız için henüz lokasyonumuz belli değil. Birkaç yerde araştırma yapıyoruz.
‘Türk işadamları için Avrupa’da şirket satın alma fırsatları var’
Yabancı fonların Türkiye pazarındaki yatırımlarında artış var. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünyada şu anda likidite, sermaye bolluğu var. Bu sermaye, fırtınada gireceği bir liman arıyor. Ama o limanı oturup uzun uzadıya inceleme olanağı da yok. Olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki... Dolayısıyla ilk gördüğü güvenli limana giriyor.
Bugün Türkiye, etraftaki limanlara göre daha güvenli bir liman görüntüsünde. Bu nedenle sermaye girişi olacaktır. Çünkü Türkiye’nin makroekonomik dengelerinin daha güçlü olduğunu görüyor, bankacılık sistemine güveniyor, ekonomi yönetiminin bilgi ve becerisine inanıyor. Cari açık sorununun da yönetilebilir olduğunu düşünüyor. İşte bu nedenlerle şu anda herkes resesyondan bahsederken iç pazarımızda henüz bir durgunluk hissetmiyoruz. Bu, önümüzdeki birkaç ay içinde olmayacak anlamına gelmiyor. Tamamen bizimle ticari ilişki içinde olan pazarların etkileşim oranına göre biz de muhakkak bir pay alacağız. AB son derecede sıkıntılı bir dönemde. Rekabet gücünü artırmada geri kaldı. Türk işadamı bunu bir fırsat olarak görebilmeli.
Ne gibi fırsatlar bunlar?
Her krizin, bunalımın içinde iyi teşhis edildiğinde fırsatlar vardır. Türkiye için de fırsatlar var. Rekabet gücünü artırmak için yeni güçlü markaları portföyüne katmak durumunda. Tam da şu anda bu konuda fırsatlar var. Üretim yaptığımız markaların ve uluslararası pazarlardaki bize rakip markaların şu anda en düşük değerlerde olduğunu düşünüyorum.
Önümüzdeki dönem belki de değerleri daha düşecektir. Atılım yapma noktasına gelen Türk işadamları için katma değerlerini artırma yönünde Avrupa’da marka ve şirket satın alma fırsatları var.
Bu yönde bir iş modeli oluşturan kuruluşlar, gelecekte uluslararası düzeyde söz sahibi olacaktır. Yurtdışında evlilikler, stratejik işbirlikleri yaparak, şirket satın alarak pazar çeşitliliğimizi ve paylarımızı artırarak, katma değer yaratabiliriz.
Grup olarak bu fırsatları siz de değerlendirecek misiniz?
İçinde olduğumuz sektörler bizim büyüme planlarımızın temelini oluşturuyor. Özellikle Yapı Ürünleri Grubumuz ile gelecekte uluslararası profilimizi daha yüksek bir noktaya çıkaracağımızı düşünüyoruz. Son beş yıldaki yatırımlarımızı da bu yönde yaptık. Dünya pazarlarındaki etkinliğimizi, aynı zamanda üretim yaptığımız yerleri de çeşitlendirerek artırmak yönünde ilerlemeyi sürdüreceğiz. Yeni marka ve şirket satın alımlarıyla geldiğimiz noktayı daha üst boyutlara taşımayı hedefliyoruz.
Bu alandaki rakiplerimizin şu an krizden en çok etkilenen İspanya ve İtalya olduğunu düşünürsek önemli pazar payı kazanımlarımız var. Krizin içinde bir fırsat yaratmış olarak görüyoruz kendimizi. Bunun dışında sağlık ve tüketim ürünleri sektörlerinde de organik büyümenin yanı sıra inorganik, yani şirket satınalmaları yoluyla büyüme olanaklarını araştırıyoruz.
Eylem Türk/ Milliyet