Bankamız Rusya, CIS, Mena ve Uzakdoğu bölgelerinde yeni iş ve yatırım olanaklarını takip ediyor Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt’a göre, Türkiye'nin tasarruflarını mutlaka artırması gerekiyor. Akkurt, “Yoksa diğer ülkelerin içine düştüğü duruma düşeriz. Yaratılan parayla patlatılan ekonomi sonra gerçekten patlıyor” diyor…
“Ekonomi patlayacak diye balonu patlatmayalım!”
Son haftalarda Ak Parti ekonomi kurmaylarının ve Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın üst üste kriz uyarıları yapması tüm kesimlerde “Türkiye krize mi giriyor” tartışmalarına yol açtı. Geçen hafta panik alımlarla döviz kurlarının tarihi zirvelerine çıktığı günlerde Başbakan Erdoğan’ın “Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” sözleri ise piyasalardaki yangını söndürdü. Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, bu tartışmaları gereksiz buluyor ve “ Bu durum hükümet için yeni bir şey değil. Zaten ekonomi yönetimi yeni bir kriz çıkma olasılığına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirmiş ve 2010 yılı nisan ayından itibaren önlemlerini almaya başlamıştı. Bu bazen açık, bazen de üstü kapalı olarak hep söylendi” diyor. Akkurt’a göre, Türkiye ne yapıp tasarruflarını artırmalı. Çünkü dışarıdan taşıma suyuyla değirmen dönmüyor. Akkurt, sunu parayla ekonomisini büyüten, “patlatan” ülkelerin şimdi birer birer krize girdiğine dikkat çekiyor. Ziya Akkurt ile yeni bir global kriz endişesini, bunun Türkiye’ye olası etkilerini ve Akbank’ın 2011 yılı stratejilerini konuştuk.
Sizce yeni bir global kriz fokurduyor mu? Art arda yapılan kriz uyarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Efendim, biz balık hafızalı bir toplum olduğumuz için geçmişte yapılan tüm tartışmaları unuttuk. Hatırlarsanız 2010 nisan ayında Merkez Bankası “Ben para politikalarını sıkılaştırmaya başlayacağım” demişti. Hatta biz o zaman “Çok erken, önlemler sadece bankacılık sistemi üzerinden olmasın” diye bayağı eleştiride bulunmuştuk. Dolayısıyla bu durum hükümet için yeni bir şey değil. Hükümet, “Türkiye’de bir kriz çıkabilir, çıkarsa buna hazırlıklı olmalıyız” diye önlemlerini 2010 nisan ayından beri almaya başlamıştı. Bu açıdan kriz olasılığı hep vardı. Hiç gündemden eksik olmadı. Bazen açık, bazen üstü kapalı olarak söylendi. Yani bir sıkıntı olabileceği ihtimaline karşı Türkiye ekonomisini o günlerden hazırlamaya başlamışlardı. Bugün ortam da müsait olduğu için herkes daha rahat konuşuyor.
Peki sizce küresel krizin Türkiye’ye önümüzdeki dönemde yansıması nasıl olacak?
Türkiye, 2008 yılı krizinden etkileneceği kadar etkilendi. Benim her zamanki cevabım şu: İçeride bir sorun sıkıntı yok. Bütün olay dışarıda oluşan krizin Türkiye’yi etkilemesi. Dışarıdaki daralmalar, hareketlenmeler , dalgalanmalar Türkiye’yi etkilemiştir ve etkileyecektir. Alınan önlemlerle bu etki minimuma indirilmeye çalışılıyor. Ama şu var ki Türkiye ne yapıp yapmalı tasarruflarını artırmalı. Dışarıdan taşıma suyla bu değirmen dönmez. Yoksa diğer ülkelerin içine düştüğü duruma düşeriz. Yaratılan sunu parayla patlatılan ekonomi sonra hakikaten patlıyor. Bizim patlamamamız lazım. Türkiye bence kabuğunu kırmıştır. Doğru yolda giderken hiçbir şekilde tahriklere kapılıp bu politikayı, bu sistemi bozmamak lazım.
Yani cari açığa dikkat edelim diyorsunuz….
Evet, cari açığa dikkat edeceğiz, tasarrufa dikkat edeceğiz. Alınan önlemleri daha sağlıklı değerlendirmeliyiz. Şimdi birçok inan her konuda konuşuyor. Türkiye’de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor. Bir kere herkesin olayları incelemesi lazım. Düzenleyici kurumlar, alakalı alakasız kuruluşlar tarafından sürekli eleştiriliyor. Bu eleştiriler işin içinde olanlarca yapılmalı. Çok gereksiz eleştiriler yapılıyor. O kurumlardaki insanlara da Allah sabır versin diyorum.
Kredilerde bir yavaşlama görüyor musunuz?
Biraz yavaşlama var. Bu birçok faktörün bir araya gelmesinden kaynaklanıyor. Alınan önlemlerin etkisi var, sezonsal etkiler var, beklentiler var… Maalesef necip Türk basınımız kalkıp ikide bir “Mayıstan mayısa Türkiye’de krediler şu kadar arttı, hala düşmedi” diye haber yapıyor. Bu öyle paldır küldür düşecek bir şey değildir. Hükümet 31 Aralık 2011’de baktığımda kredilerdeki artışın yüzde 25 olmasını görmek istiyorum diyor. Ama daha mayıs ayında yıldan yıla bakıp hala düşmedi deniyor. Defalarca ikaz edilmesine rağmen9 temcit pilavı gibi bu konu gündeme getirildi. Bankalar birliği olarak da açıklama yaptık ve “ Biz yüzde 25’e uyacağız” dedik. Artık bunun kaçarı göçeri yok. Artı, alınan önlemlerle zaten yüzde 25’i tutturacağız, belki altında bile kalacağız.
Biraz da 2011 yılı için belirlediğiniz hedeflerden bahsedelim. Hangi alanlara odaklanıyorsunuz? Nerelerde büyüyeceksiniz?
2011 yılında ekonomimizin sergilediği başarılı performansa karşılık dünya ekonomisindeki dengesizlikler ve çoğunluğu dış kaynaklı riskler sebebiyle ihtiyatlı davranılması gereken zorlu bir dönemden geçiyoruz. Yoğun rekabetin yaşandığı bu ortamda “hızlı balık” olabilen, bankacılığın ritmini müşterilerin yaşam temposuna uyduran kuruluşların avantaj sağlayacağını düşünüyorum. Bu konudaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Örneğin, son iki yılda altyapı ve teknolojiye yaklaşık 300 milyon dolarlık yatırım yaptık. Yeni bu yatırımlarımızın devamı olarak Gebze Şekerpanır’da Akbank Bankacılık Merkezini kullanıma soktuk. 2010 yılında ayrıca yeni bir “müşteri ilişkileri yönetimi” sistemini başlatmıştık. Bu sayede müşterilerimize çok daha yakınız. ATM alanında da yatırımlar gerçekleştirdik. 2 bin 300’ü aşkın Akbank ATM’siyle parkur büyüklüğü açısından sektörde ikinci sıradayız. Bugüne kadar 7 tane İPhone ve İPad uygulaması lanse ettik. Bu uygulamalarımız halen 100 binden fazla kişi tarafından kullanılıyor. Geçtiğimiz günlerde dünyanın en kolay para gönderme uygulaması olan “Para Gönder” i lanse ettik. Cep telefonlarına kredi kartı özelliği kazandıran, tüketicilerin iki vazgeçilmezi cep telefonları ve kredi kartlarını birleştiren bir uygulamaya imza atıyoruz. Akbank olarak bu yıl daha çok KOBİ ve ticari kredilerde büyüyeceğiz.
Sizce kredi faizlerindeki artış önümüzdeki dönemde de sürecek mi?
Yılın ilk altı ayında sektör kredileri yüzde 16,8 tüketici kredileri (konut, ihtiyaç, taşıt) yüzde 21.1 artış gösterdi. Bankalar zorunlu karşılık artışından ve tüketici kredileri karşılıklarındaki artıştan doğan ek maliyeti kredi faizlerine yansıttı. Dolayısıyla özellikle yılın ikinçi yarısından itibaren kredi artış hızının çok daha hissedilir seviyelerde yavaşlayacağını ve kredi büyümesinin yüzde 25 seviyesinde kalacağını düşünüyorum.
Ekonomiyi soğutmak adına önümüzdeki dönem ne tip önlemler alınabilir?
Eğer gerekirse, kredilere getirilebilecek önlemlerin yine seçici olması gerekiyor. Ekonominin üretim kapasitesini artırıcı, yatırım amaçla, ihracata yönelik KOBİ kredilerinde bir kısıtlama beklemiyorum. Zira bu tür bir kısıtlama işsizlik üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Ancak son dönemde açıklanan veriler ekonomik büyümenin hız kesmeye başladığına ve iç talepte bir yavaşlamaya işaret ediyor. Mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi dört aydır geriliyor. Yine mevsimsellikten arındırılmış kapasite kullanım oranı kriz öncesi seviyesinin altında. Bu veriler ışığında Merkez Bankası, sıkılaştırmaya duyulan ihtiyacın azalacağını belirtiyor. Ayrıca yurtdışı ekonomik gelişmeler de ileride alınması muhtemel önlemlerde belirleyici olacak.
Akbank, Rusya ve Uzakdoğu’ya açılabilir
Peki yurtiçinde ekonomiyi soğutmak adına alınan kararlar Akbank’ın yurtdışı bankacılık faaliyetlerini nasıl etkileyecek?
Ziya Akkurt, şöyle yanıtlıyor: “Merkez Bankası’nın aldığı mevduat munzam karşılıklarının artırılması kararı ve sıkı para politikası, bankaların karlılıklarında yavaşlamaya yol açıyor. Yüksek fonlama maliyetinin de eklendiği bu ekonomik ortamda, yavaşlayan karlılık bizi uluslararası piyasalardaki faaliyetlerimizi artırmaya teşvik ediyor. Faaliyetlerimizi daha rekabetçi şekilde devam ettirebilmek amacıyla dış kaynak yaratma çalışmalarımız devam ediyor. Halen Almanya ve Hollanda’da iştiraklerimiz, Dubai’de bir ofisimiz, Malta’da bir şubemiz aracılığıyla uluslar arası faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bu yıl uluslar arası iş geliştirme ekibimizin de kurulmasıyla yurtdışı faaliyetlerimiz daha da hızlandı. Bu ekip, bankamız için özellikle Rusya, CIS (Türk Cumhuriyetleri) MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) ve Uzakdoğu bölgelerinde yeni iş ve yatırım olanaklarını takip ediyor. Söz konusu ülkelerin finansal kurumları ve erel şirketleriyle iş geliştirme olanaklarını değerlendirmeye devam ediyoruz”.
Esin Çetinel/Para Dergi