30 Eylül 2014 Salı
22:52

2001’de krizin nedeni 2009’da ilacı oldular

www.finansgundem.com

2001 krizinde batık bankalarla ön plana çıkan Türk bankacılık sektörü, 2009 global krizinde ise “sağlam” yapısıyla bu krizin Türkiye’ye etkisini önemli ölçüde sınırladı. Sektör, 2009’da aktif ve kredilerde önemli ölçüde yavaşlarken, sorunlu krediler ve karlılıkta ciddi artışlar yaşandı.

Kayhan Öztürk / Ekonomist Siyasi ve ekonomi yönetimi ile birlikte 2001 yılında çıkan ekonomik krizin müsebbiplerinden sayılan bankacılık sektörü, 2008 yılının son çeyreğinde başlayan ve 2009 yılı boyunca devam eden global krizde Türkiye’nin yüz akı oldu. Her ne kadar reel sektör tarafından kredi vermemekle eleştiriliyor olsa da Lehman başta olmak üzere banka, hatta İzlanda örneğinde olduğu gibi ülkeler batarken Türk bankacılık sisteminin “sağlam” durması, krizin Türkiye’deki etkilerini azalttı. Bankacılık sektöründeki bu durum, Türkiye’yi toparlanma sinyali veren ülkeler içinde ön sıralarda yer almasını sağladı. Malum global kriz, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin finansal sistemlerinde oluşan “sup-prime mortgage” gibi balonlar ve yine bu piyasalarda bankaların türev ürünleri kullanarak yarattıkları “toksik varlıklar” nedeniyle çıkmıştı. Bu sorunları olmayan Türk bankacılık sistemi, 2001 krizinden sonra alınan yapısal önlemler ve iyileştirmeler sonunda kavuştuğu sağlıklı yapısıyla, 2009 krizinde sağlam durmayı başardı. Tüm dünyada ilgi çeken ve örnek gösterilen Türk bankacılık sisteminin bu sağlıklı yapısı, global krizin Türkiye’ye ve Türkiye’deki diğer sektörlere olan etkilerini de hafifletti. Bankacılık sektörünün sağlam yapısının altında, 2001 krizinden çıkarılan derslerin önemli payı var. Bu anlamda Türk bankacılık sektörünün krizi hazırlıklı karşıladığını söyleyen Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, sektörün durumunu “Bunda 2001 krizinden sonra sektörde yaşanan yeniden yapılanmanın ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) öncülüğünde gerçekleştirilen etkin denetim, düzenleme ve gözetimin büyük etkisi bulunmaktadır” sözleriyle anlatıyor. Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen ise 2009 yılındaki finansal krizde bankacılık sektörünün bulunduğu noktayı “Daha önce yapılan yanlışlardan ders çıkararak gelinen doğru nokta...” cümlesiyle özetliyor. Krediler yerinde saydı Ancak bu durum, bankacılık sektörünün krizden hiç etkilenmediği anlamına gelmiyor. Bunu bankacılık sektörünün bazı temel göstergelerinde de görmek mümkün. Sektörün aktif büyüklüğü 2008’de yüzde 26 artarken, bu yılın ilk dokuz ayındaki artış yüzde 9’da kaldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre Ekim 2008-Ekim 2009 arasındaki bir yıllık dönemdeki toplam aktiflerdeki artış, yüzde 11.2’de kaldı. Benzeri bir durum reel sektör için “can suyu” kadar önemli olan kredilerde de gözleniyor. Yine BDDK verilerine göre 2007 sonunda 185.6 milyar lira olan toplam krediler, 2008 sonunda 368.2 liraya ulaşarak yüzde 29 oranında arttı. Bu yılın ilk dokuz ayındaki artış ise yüzde 2.1’de kaldı. Ekim 2008-Ekim 2009 dönemini kapsayan bir yıllık artış ise yüzde 1’de kaldı. Yani kredilerin yerinde saydığını söylemek yanlış olmaz. Arz da talep de sınırlandı Bu da global krizin etkisiyle ekonomide yaşanan durgunluğa bağlanıyor. Krizin ilk dönemlerinde, 2008’in son çeyreği ve 2009’un ilk çeyreğinde bankalar kredileri geri çağırmak veya kredi taleplerini karşılamamakla suçlanırken, bankacılar ise bu durumu kriz nedeniyle işleri azalan reel kesimden gelen kredi talebinin azalmasına bağlıyorlar. Bu noktada Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü Faik Açıkalın’ın yorumu, yaşanan durumu en gerçekçi biçimde yansıtıyor. Bankacılık sektörünün 2009’un ilk dokuz ayında küresel mali krizin etkilerini tüm dünyada olduğu gibi yakından hissettiğini anlatan Açıkalın, yavaşlayan ekonomik aktivitenin yanı sıra artan risk algılamasının da etkisiyle kredi büyümesinin hem arz hem talep tarafından sınırlandığını vurguluyor. Özellikle KOBİ segmenti ve kredi kartı alacaklarında görülen yükseliş sektörün aktif kalitesinde bozulmaya neden olduğunu söyleyen Açıkalın,”Tahsili gecikmiş alacakların toplam kredilere oranı, Eylül 2008’deki yüzde 3.2 seviyesinden Ekim 2009’da yüzde 5.4 seviyesine ulaştı. Sonuç olarak bu alacaklar için ayrılmış olan karşılıklar bankaların karlarındaki artışı da etkiledi” diyor. Sorunlu krediler arttı BDDK’nın verilerine göre Ekim 2008-Ekim 2009 döneminde sorunlu krediler, yüzde 53.7 oranında artarak 12.3 milyar liradan 21.6 milyar liraya yükseldi. Ekim 2008’de sorunlu kredilerin toplam krediler içindeki payı yüzde 3.2 iken, bu oran Ekim 2009 itibariyle yüzde 5.4’e yükselmiş durumda. Global kriz nedeniyle ekonomide yaşanan küçülmelere bağlanan sorunlu kredilerdeki bu artış, özellikle 2008’in sonu ve 2009’un başlarında kredi musluklarını kısan bankaların çok da haksız olmadıklarının işareti olarak yorumlanıyor. Bankacılık sektöründe yaşanan fren etkisi, aslında tüm finans sektörü için de geçerli. BDDK’nın verilerine göre finansal sektörün toplam aktif büyüklüğü 2009 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla 2008 sonuna göre yüzde 7.6 artarak 1 milyar 6.4 milyon lira oldu. Geçen yıl sonuna göre en hızlı büyüyen sektörler, yüzde 24.2 ile menkul kıymet yatırım fonları ile yüzde 22.4 ile emeklilik sigorta şirketleri oldu. Leasing sektörü ise yüzde 15.1 küçüldü. Karlar göz kamaştırıyor Kredilerin yerinde saymasına, sorunlu kredilerdeki artışa rağmen bankacılık sektörü açısından en önemli gelişme karlılıkta yaşandı. BDDK’nın verilerine göre bankacılık sektörünün toplam karı eylül ayı itibariyle 15.7 milyar lira oldu. Bu rakam Ekim 2009 itibariyle ise 17.4 milyar liraya yükseldi. Böylece 13.4 milyar lira olan 2008 kar rakamı yılın ilk 10 ayı itibariyle geçilmiş durumda. Beklendiği gibi 2009 sonunda 20 milyar liraya ulaşılırsa karlılıkta geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50’lik bir artış söz konusu olacak ki kriz ortamında ulaşılan bu rakam göz kamaştırıyor. Karlılıktaki bu artış ise faizlerdeki hızlı düşüşe bağlanıyor. Merkez Bankası’nın Kasım 2008 sonunda yüzde 16.75 olan gecelik faizleri Aralık 2009 itibariyle 6.50’ye düşürmesinin bu sonuçta önemli bir payı var. Krizle birlikte kredi yerine yüzde 22-23’e yükselen faizlerden tahvil-bonoya giren bankalar, faizlerin düşmesiyle kriz öncesinden daha iyi kar elde ettiler. Yüksek kar sürer mi? Bankacılara göre sektör 2009’daki bu karlılık oranının 2010’da tekrarlamakta zorlanabilir. Zira düşen faizler nedeniyle tahvil-bonoda da kredilerde de eski marjlar kalmadı. Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, bu durumu “2010 yılı ve sonrası, bankacılık dinamikleri açısından Türkiye’nin önemli bir değişim sürecine gireceği bir dönem olacak. Alışılagelmiş yüksek reel faiz ortamı ortadan kalkarken, düşük marjlarla bankacılık yapabilmenin hiç olmadığı kadar önemli olacağını öngörebiliriz” sözleriyle anlatıyor. Bankacılıktaki yüksek karlılığı faizlerdeki düşüşe bağlayan Ak Yatırım Araştırma Müdürü Hakan Aygün, 2009’da kredilerde aktif olamayan bankaların faizlerdeki düşüşün durmasıyla birlikte 2010’da kredilerde daha aktif olacaklarını söylüyor. Ancak Aygün, 2010’da karlılığın 2009’a oranla daha düşük kalacağını düşünüyor. İyimserler de var Aygün’e karşın bu konuda daha iyimser düşünenler de var. EFG Istanbul Araştırma Müdürü Mete Yüksel, her ne kadar 2009 yılındaki karın tek seferlik olduğu, bankaların birkaç yıl boyunca bu karları yakalayamayacağı yorumu pek çok banka yöneticisi tarafından dile getirilse de bankaların bir sürpriz yaparak 2009’daki karlarına 2010 yılında da ulaşabileceğini düşünüyor. Bankaların 2009 karlılıklarının arkasındaki ana neden bonolardan elde edilen değerleme farkı değil marj düşüşünün fonlama maliyetlerini azaltması olduğunu söyleyen Yüksel, “Yani bir başka deyişle bankalar, bono karlarını büyük ölçüde öz sermayenin altında 2010’a taşımakta. Sektörün halihazırda vergisi verilmiş, istenildiği an gelir tablosuna eklenebilecek 5 milyar lira gizli karı var” diyor. 2010’da kar rakamını destekleyecek bir diğer unsurun ise kredilerdeki büyüme olacağını söyleyen Yüksel, şöyle devam ediyor: “2009’da krediler, yaklaşık yüzde 6 civarında büyüyecek. Bu rakamın faiz tahakkuklarını da içerdiğini düşünecek olursak reel büyüme ekside. 2010 ise bazın düşük olmasının yanında faiz indirimlerinin sonunu görmeden kredi almak istemeyen bireysel ve kurumsal müşterilerin kredi kanallarını kullanmaya daha istekli olacağı bir yıl olacak. Bunun yanında özellikle yılın ikinci yarısı gibi faiz artırımı sinyallerinin gelmeye başlamasıyla kredi iştahını daha da öne çekecektir. Böylece yüzde 20’ye yakın bir kredi büyümesinin yakalanabileceğini ve bunun da yaklaşık 70-80 puanlık bir marj azalışını büyük ölçüde kompanse edebileceğini düşünüyorum.” 2010 yılında kredi riski maliyetinin bir önceki yıla kıyasla yüzde 25 daha düşük olmasının da karı destekleyecek faktörlerden biri olarak karşımıza çıkacağını kaydeden Yüksel, “Kısacası 2010 yılında düşmesi kaçınılmaz faiz marjlarının, hacim artışı, azalan karşılık giderleri ve 2009’da yaratılan sermaye piyasası değerleme karlarının gelirlere eklenmesiyle bertaraf edilebileceğini düşünüyorum” diyor. 2010’da beklenenler Bankacılar genel olarak 2010’dan umutlular. En azından global krizin etkilerinin giderek azalmasıyla yılın ikinci veya üçüncü çeyreğinde toparlanma bekliyorlar. Bu durumun da krizde en az hasar almış ülkelerden biri olan Türkiye’yi öne çıkarması bekleniyor. Bu ise yeni fırsatlar anlamına gelebilir. Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, kriz sonrası yeni dünya düzeninde, Türk finans kuruluşlarının sahip olduğu sermaye gücü, bankaların likit ve sağlıklı yapısı ve finans sektörünün güçlü konumunun, Türkiye için büyük bir avantaj sağladığını söyleyen Akkurt, şunları belirtiyor: “Son yıllarda finans sektöründeki hızlı büyüme ve finansal derinleşmenin giderek artıyor olması, buna karşın finansal ürünlerin halen yeterli ölçüde yaygınlaşmaması ve finans sektörünün doymamış olması, önümüzdeki dönemde bankacılık sektörünün yüksek bir büyüme potansiyeli taşıdığına işaret ediyor.” Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen’e göre ise 2010’da finansal sistem oyuncularının iki temel stratejik önceliği olacak; Hacimsel büyüme ve faiz dışı giderlerin etkin yönetimi… Faiz gelirlerini, en azından koruyabilmek için bütün oyuncular ilave hacim yaratma arayışına girecekler. Rekabet artacak 2010’da belki de son yılların en yüksek rekabetin yaşanacağı yıl olacağını söyleyen Özen, “Yüksek rekabet fiyatları aşağıya çekecek ve sistemin üzerindeki marj baskısını arttıracaktır. Bu ortamda, faiz dışı giderlerin etkin yönetimi çok önemli değişken olacak” diyerek, şöyle devam ediyor: “Ayrıca sektördeki birçok oyuncu, 2009’da erteledikleri yatırım harcamalarını 2010’da tekrar hayata geçirecekler. Hem şube açılışları hem de personel alımları açısından 2009, sektör geneli için bir frene basma yılı oldu. Ekonomik gelişmeler beklendiği gibi olumlu yönde seyrederse, gelecek yıl birçok bankanın agresif genişleme politikalarını görebiliriz. Medyada son dönemde çıkan haberlere baktığımızda 2010’da sektöre 10 binin üzerinde personel alımı olacağını görüyoruz. Bu ortamda, maliyet tabanı üzerindeki baskı daha da artacak ve sektör karlılığı olumsuz etkilenecektir. Bankaların karlılık baskısından kurtulmak için maliyet kontrol politikalarını da ajandalarında öncelikli bir sıraya koyacaklarını tahmin ediyorum.” Riskler neler? Son günlerde Yunanistan ve İspanya’da yaşanan ekonomik krizin diğer Avrupa ülkelerine yansıyarak krizin derinleşmesi en büyük risk olarak görülüyor. Böylece bazı ekonomistlerin dile getirdiği “ikinci dalga”nın 2010 yılını da heba edebilir. Doğal olarak Türkiye’yi de etkileyebilecek böyle bir gelişme bankacılık sektörü açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Bu gelişme, özellikle 2009’da artan sorunlu kredilerin daha da artması anlamına geliyor. IMF ile yapılacak bir anlaşmanın, bu riskin yaratacağı hasarları minimize etme açısından önemli olduğunun altı çiziliyor. Bir diğer önemli sorun ise finansal sistemin kriz üretmemesi için yeniden dizayn edilmesine yönelik çalışmaların ne gibi sonuçlar doğuracağı, sektör açısından büyük önem taşıyor. İş Bankası’ndan Ekonomist’e yapılan açıklamada bu konuya dikkat çekilerek, 2010 yılında küresel düzeyde bankacılık sektörünü etkileyebilecek temel risk olarak “aşırı düzenleme” belirtiliyor. Açıklamada, bankacılık sektörüne ilişkin düzenlemelerin gereğinden fazla sıkılaştırılmasının, ekonomik canlanma açısından kritik öneme sahip kredilendirme sürecini olumsuz yönde etkileyebileceği belirtiliyor. Kayhan Öztürk GÖRÜŞLER “KOBİ kredileri çift haneli büyüyecek” Ergun Özen / Garanti Bankası Genel Müdürü “2010’da, 2009’dan çok daha olumlu bir tablo ile karşılaşacağımızı tahmin ediyoruz. Ertelenen kredi talebinin etkisi, bankaların ilave hacim yaratma konusundaki isteğiyle birleşerek, kredileri yüzde 15 civarında büyüteceğini tahmin ediyoruz. Bireyselde, ihtiyaç ve mortgage kredilerinin, büyümenin ana unsurları olacağını öngörüyoruz. Oto kredileri 2009’u ciddi bir daralma ile kapatacak gibi görünüyor. Maalesef 2010’da da bu alanda bir büyüme yaşayabileceğimizi düşünmüyoruz. 2009’da KOBİ’lerde yaşanan hızlı kredi kalitesi bozulması, birçok bankanın bu alandaki pozisyonlarını azaltmasına ve sektördeki taksitli ticari kredilerin yüzde 10 civarına daralmasına yol açtı. 2010’da bu resmin değişmesini ve bu alanda da çift haneli büyüme rakamlarını görebiliriz. 2009’da yatay bir seyir izleyen ticari ve kurumsal kredilerin de 2010’da bir toparlanma içerisine girerek yüzde 10’un üzerinde büyüyeceğini öngörüyoruz.” “Ekonomi yüzde 4, krediler yüzde 13 büyür” Ziya Akkurt / Akbank Genel Müdürü “2010 yılında büyümenin yüzde 4’lere ulaşabileceğini düşünüyoruz. Ancak bu büyüme, önemli ölçüde düşük baz etkisinden kaynaklanacağı için çok sağlam bir toparlanma olarak değerlendirilmemelidir… 2010 yılı enflasyon beklentimiz ise yüzde 6 seviyesinde. Ekonomik büyüme, işsizliği azaltacak kadar güçlü olmayacaktır. İşsizlikte ise 2010 yılında halihazırdaki mevcut yüksek seviyelerle kıyaslandığında ılımlı bir toparlanma görülebilir. Kur hareketleri ise yurt dışı gelişmelerden önemli ölçüde etkileniyor. Diğer bir deyişle, yurt dışındaki toparlanmanın hızı, yurt dışı piyasalarda ve finansal sektördeki istikrarın sağlanması, risk alma iştahının seyri, global faiz oranları gibi parametreler uluslararası fon giriş ve çıkışlarını etkiliyor. 2010 yılında dünya ekonomisinde toparlanmanın devam edeceğini ancak bunun yavaş ve kademeli olacağını, global faiz oranlarında uzun bir süre çok düşük seyrin süreceğini göz önüne aldığımızda dolar/TL kurunda mevcut seyrin korunacağını düşünüyoruz. Dolar/TL kurunun 1.47-1.55 aralığında seyretmesi olası gözüküyor. Önümüzdeki yıl kredilerde ortalama yüzde 12-13 civarında bir büyüme bekliyoruz. Burada iki temel faktör öne çıkıyor. Öncelikle sağlam bankacılık sistemi toparlanma sürecinde reel sektöre daha fazla destek sağlayacaktır. İkinci olarak, kriz nedeniyle ertelenmiş tüketimin düşük faiz oranlarının da yardımıyla kredi talebini artıracağını ve büyümeye destek olacağını bekliyoruz.” “Müşterilerle ilişkimiz güçlenecek” Faik Açıkalın / Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü “2010 yılında bankaların karlarında bu yıl görülen artışa benzer bir artışın gözlenmesi mümkün görünmüyor. Bununla birlikte, müşteri memnuniyetine ve hizmet kalitesine odaklanarak müşterileriyle olan ilişkileri güçlendirmeye devam ederken, giderlerini kontrol edebilen bankaların 2010 yılında da başarılı bir performans sergileyeceklerini düşünüyoruz. Bu koşullarda bankaların kredi akışını sağlarken, agresif bir şekilde piyasa payı elde etme yarışına girmekten ziyade isabetli tercihlerle büyümeye önem vermelerinin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Sektör ve makro ekonomik görünüm için sahip olduğumuz öngörüler çerçevesinde 2010 yılına ilişkin iyimserliğimizi koruyoruz. Genel olarak 2010 yılında kredi büyümesinin yüzde 12 civarında olacağını öngörüyoruz. Mevduatlardaki kademeli ve istikrarlı artışın devam edeceğini, dolayısıyla kredi/mevduat oranında sektör için herhangi bir likidite sorunu doğurmayacak hafif bir yükselişi öngörüyoruz.” “Reel sektöre daha fazla kredi verilecek” Sinan Şahinbaş / Finansbank Genel Müdürü “Son bir yıldır dünya ekonomisi zor bir dönemden geçiyor. Gelişmiş ülkelerin finans piyasalarında başlayan, hızla diğer sektörlere ve ülkelere sirayet eden krizin, tüm dünyada özellikle bankacılık sektöründe derin izler bıraktığına şahit olduk. Küresel çapta finans piyasalarını son derece olumsuz olarak etkileyen global kriz sürecinden Türkiye’deki finans sektörünün hiç etkilenmediğini söylemek, elbette mümkün değil. Ancak Türk finans sektörü bu sancılı dönemde, sürdürülen ihtiyatlı ekonomik politikalar ve özellikle 2001 yılından sonra gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde güçlü duruşunu korumayı başardı. Sektör, 2009 yılının ara dönemlerinde son derece olumlu ve başarılı kar rakamları açıkladı. Küresel kriz kasırgasının yaratığı kaosun yatışmaya başladığı, dünyada dengelerin yeniden şekillendiği bir döneme giriyoruz. Son çeyrekte yayımlanan veriler, iktisadi faaliyetteki daralmanın yerini nispi bir istikrar ve toparlanmaya bıraktığına işaret etmektedir. Güven endeksleri, ikinci çeyrek sonundan itibaren yükseliş eğiliminde seyrederken ekonomideki küçülme ivmesinin yavaşladığı gözleniyor. Bu gelişmelere bağlı olarak yılın son çeyreğinde pozitif büyüme oranları görülmeye başlandı. 2009 yılında kriz nedeniyle bankacılık sektörünün sorunlu kredilerinde yaşanan artış şu dönemde gerilemeye başladı. Yeni dönemde iç piyasanın da hareketlenmesi ile gerek ticari, gerekse bireysel kredilerde 2009'a göreceli canlanma olacak. 2010 yılında reel sektöre daha fazla kredi verileceğini öngörüyoruz. Bankacılık sektöründe kredilerin 2010’da yüzde 12-15 civarında büyümesini bekliyoruz.” “Fonlar 2030’da 500 milyar doları aşar” Gür Çağdaş (Garanti Portföy Genel Müdürü) “Yatırım fonlarında likit fonlarının ağırlığı var, ama bu geçmiş yılların alışkanlığından gelen bir yapı. 2010’da ise değişim olacak ve bu değişim sürecinin başındayız. Türkiye’de koşullar, sermaye piyasaları için hiçbir dönem bu kadar uygun olmadı. Bu değişimden cesaret alarak önümüzdeki beş yıl için, şu anda 24-25 milyar dolarlık fon büyüklüğünün, BES fonlarını da katarak 150 milyar dolara ulaşabileceğini tahmin ediyoruz. Bu hedef ve tahminden yola çıkarak, 2030’da muhafazakar bir tahminle fon büyüklüğü 500 milyar doları aşar. Normal koşullarda ise 700 milyar dolarlık büyülüğe ulaşmamız sürpriz olmaz. Yatırımcı sayısının da 3 milyondan 10 milyona yükseleceğini düşünüyoruz. Bunlar iddialı hedefler değil, çünkü yatırımcı anlayışı, kültürü değişiyor. Faizlerdeki oranlar, bu alana ilgiyi azalttı. Beklenti değişti. Sabit getirili enstrümanlar yerine, alternatif getiri peşinde koşuluyor, özel ürünlere ilgi artıyor. Varlık yapısında değişim olacak. Türkiye’de bu gelişmeler ışığında tasarruf bilinci de artacağından, beş yılda ulaşacağımız 10 milyon yatırımcı sayısının, 2030’da nüfusun yarısına (35-40 milyona) ulaşmasını bekliyorum.” Son 20 yılda sistemden çıkan bankalar Adabank Uzanlara ait bankaya TMSF 2003 yılında el koydu, Temmuz 2006'da Kuveyt merkezli The International Investor'a satıldı Bank Ekspres Eylül 1998'de el konulan Korkmaz Yiğit'in bankası Bank Ekspres, 2001 yılında 10 milyar (bugünkü rakamla 10 bin) liraya Tekfen Holding'e satıldı Bank Kapital Ceylan Grubu'na ait banka Ekim 2000'de TMSF'ye devredildi. Bayındır Bank Kamuran Çörtük'e ait olan banka Temmuz 2001'de TMSF'ye devredildi. Birleşik Yatırım Bankası Mehmet Kavala'nın sahibi olduğu banka Bakanlar Kurulu kararıyla Aralık 1999'da kapatıldı. Bnp-Ak Dresdner Bank Sabancı Holiding'in sahibi olduğu banka 2005 yılında yılında Akbank ile birleştirildi. Çaybank 1998 yılında Kamuran Çödrtük tarafından satın alınarak Bayındırbank'a dönüştürdü Demirbank Çıngıllıoğlu Grubu'na ait banka Aralık 2000'de TMSF'ye devredildi. Denizcilik Bankası Kasım 1992'de Emlak Bankası'na devredildi Egebank Murat Demirel'in sahibi olduğu banka Aralık 1999'da TMSF'ye devredildi. EGS Bank EGS Holidng'in sahibi olduğu banka Temmuz 2001'de TMSF'ye devredildi. Emlak Bankası Temmuz 2001'de Ziraat Bankası'na devredildi Esbank Zeyginoğlu Grubu'na ait olan bankaya Aralık 1999'da TMSF'ye devredildi. Etibank Sabah Grubu'nun o tarihteki patronu Dinç Bilgin'e ait banka Ekim 2000 tarihinde TMSF'ye devredildi Interbank Cavit Çağlar'a ait olan banka Ocak 1999'da TMSF'ye devredildi. İktisat Bankası Erol Aksoy'a ait olan bankaya TMSF Mart 2001'de el koydu. İmar Bankası Uzun Grubu'na ait banka Temmuz 2003'de TMSF'ye devredildi. İmpex Bank Çukurova ve Eliyeşil Grubu’na ait olan banka 1994 krizinde battı. Kentbank Süzer Grubu'na ait olank banka Ekim 2001'de TMSF'ye devredildi Kıbrıs Kredi Bankası Ltd. Eylül 2000'de BDDK tarafından faaliyetleri durduruldu. Körfezbank Doğuş Grubu'na ait olan banka Ağustos 2001'de Osmanlı Bankası ile birleştirildi. Marmara Bankası Atilla Uras'ın sahibi olduğu banka 1994 krizinde battı. Milli Aydın Bankası (Tarişbank) Temmuz 2001'de TMSF'ye devredilen banka Ekim 2002'de Denizbank'a satıldı. Netbank Net Holidng'in sahibi Besim Tibuk tarafından Atilla Uras'a satıldı ve adı Marmarak Bank olarak değiştirildi. Osmanlı Bankası Doğuş Grubu'a ait olan banka, Ekim 2001'de grubun diğer bankası Garanti ile birleştirildi. Pamukbank Çukurova Grubu'na ait olan bankaya Haziran 2002'de el konuldu. Kasım 2004'te Halk Bankası'na devredildi. Park Yatırım Bankası Mehmet Reşat Karamehmet, Hasan Karamehmet, Karamehmet Holding ve M. Deniz Karamehmet'in ana hissedar olduğu banka Aralık 2000'de faaliyet izni iptal edildi. Sınai Yatırım ve Kredi Bankası Mart 2002'de TSKB ile birleştirildi. Sitebank Temmuz 2001'de TMSF' tarafından el konulan banka, Aralık 2001'de Novabank'a satıldı. Sümerbank Hayyam Graipoğlu'nun sahibi olduğu banka Aralık 1999'da TMSF'ye devredildi. Ağustos 2001'De ise Oyak Grubu'na satıldı. Toprakbank Halis Toprak'a ait olan banka, Kasım 2001'de TMSF'ye devredildi. Türkbank Kasım 1997'de TMSF'ye devredildi, Temmuz 2001'de lisansı iptal edildi. Türkiye Öğretmenler Bankası (Töbank) 1992 yılında Halkbank'ına devredildi. Tütüncüler Bankası (Yaşarbank) Aralık 1999'da TMSF'ye devredildi. Haziran 2001'de Fon'un bünyesindeki Sümerbank ile birleştirildi. TYT Bank Lapis Holding'ini sahibi olduğu banka 1994 krizinde battı. Ulusal Bank Çıngıllıoğlu Grubu'na ait olan banka Şubat 2001'de TMSF'ye devredildi. Yurtbank Aralık 1999'da TMSF'ye devredildi. Ocak 2001'de Fon'un bünyesindeki Sümerbank ile birleştirildi. Finans sektörünün yüzde 80’i bankalar (Milyar TL) 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 92.009 Dağılım (%) TCMB 74,1 76,5 74,7 90,1 104,4 106,6 113,4 109,5 10,9 Bankalar 216,7 255,0 313,8 406,9 499,5 581,6 732,8 798,4 79,3 Finansal Kiralama Şirketleri 3,8 5,0 6,7 6,1 10,0 13,7 17,2 14,6 1,5 Faktoring Şirketleri 2,1 2,9 4,1 5,3 6,3 7,4 7,8 9,0 0,9 Tüketici Fin. Şirketleri 0,5 0,8 1,5 2,5 3,4 3,9 4,7 4,5 0,4 Varlık Yönetim Şirketleri 0,2 0,4 0,4 0,0 Sigorta Şirketleri 5,4 7,6 9,8 14,4 17,4 22,1 26,5 30,6 3,0 Emeklilik Şirketler 0,0 3,3 4,2 5,7 7,2 9,5 12,2 14,9 1,5 Menk. Kıym. Aracı Kur.(1) 1,0 1,3 1,0 2,6 2,7 3,8 4,2 4,9 0,5 Menk. Kıym. Yat. Ortaklıkları 0,1 0,2 0,3 0,5 0,5 0,7 0,6 0,7 0,1 Menk. Kıym. Yat. Fonları 9,3 19,9 24,4 29,4 22 26,4 24,0 29,8 3,0 Gayrimenkul Yat. Ort.(1) 1,1 1,2 1,4 2,2 2,5 3,9 4,3 4,3 0,4 Girişim Sermayesi Yat.Ortak. 0,0 0,0 0,1 0,1 0,1 0,1 0,1 0,1 0,01 Toplam 314,1 370,4 437,8 560,1 668,8 770,5 936 1.006,80 100 Kaynak: BDDK Finansal Piyasalar Raporu – Eylül 2009 (1) Raporun hazırlandığı tarih itibariyle Eylül 2009 verisi henüz yayımlanmadığından Haziran 2009 verisi kullanılmıştır. ----------------------------- POS, ATM, Kredi kartı ve banka kartı sayıları Dönem POS Sayısı ATM Sayısı Kredi Kartı Banka Kartı 1991 YILI 1.623 1.605 766.085 5.898.918 2008 YILI 1.632.639 21.970 43.394.025 60.551.484 Eylül 2009 1.737.881 23.440 44.199.008 64.167.492 Kaynak BKM ------------------------------- Aktiflerde Ziraat, kredide Garanti birinci* (30 Eylül 2009) (Milyon TL) Banka Toplam Aktifler Toplam Krediler Toplam Mevduat Kar/Zarar 1 Ziraat Bankası 120.831 33.797 94.412 2.670 2 İş Bankası 106.593 45.932 69.267 1.804 3 Garanti Bankası 100.811 50.144 58.111 2.083 4 Akbank 89.983 39.449 53.410 2.026 5 Yapı ve Kredi Bankası 64.092 37.154 40.892 1.200 6 Vakıflar Bankası 60.953 33.183 42.701 940 7 Halk Bankası 57.220 30.512 40.972 1.208 8 Finansbank 27.123 16.326 16.002 624 9 Denizbank 21.028 13.531 11.664 420 10 ING Bank 15.980 10.721 9.798 173 Sektör Toplamı 765.161 367.739 483.155 15.181 Kaynak: Türkiye Bankalar Birliği (TBB)

Yorumlar ( Bu habere henüz hiç yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun! )



Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Adınız :

Yorumunuz :

Günlük
Haftalık
Aylık
Yıllık
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 7,42
0.00 29.680.000.000
ASYAB 0,85
0.00 765.000.000
ALBRK 1,64
0.61 1.476.000.000
ALNTF 1,88
3.87 1.165.600.000
DENIZ 7,34
-1.48 5.256.174.000
FINBN 2,96
-2.63 8.391.600.000
GARAN 8,00
0.38 33.600.000.000
HALKB 13,70
1.11 17.125.000.000
ISCTR 5,06
0.80 22.769.848.200
SKBNK 1,90
-1.04 2.065.655.080
TSKB 1,92
4.35 2.880.000.000
TEKST 2,02
0.50 848.400.000
YKBNK 4,47
1.82 19.431.319.239
VAKBN 4,22
0.48 10.550.000.000

Basın Toplantısı / Ajanda

  • Basın daveti

    VİCTORİNOX SWİSS ARMY

    Hotel Wyndham Grand Levent- İstanbul (Salon; Arşimet ) Özdilek Park Avm içi

    01 Ekim 2014 Çarşamba 10:00

    Victorinox Swiss Army daha önce yapılmamışı yaparak, İsviçre saat endüstrisine yeni bir devrim getirdi. Victorinox’un 130. Yılına özel olarak tasarlanan Inox modeli üretim aşamasında 130 zorlu...
Diğer toplantılar için tıklayınız >>

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.